9.08.2012

Bir Pagan Tapınağı


Elektronik müziğin efsane ve mütevazi DJ'lerinden biridir Laurent Garnier. Tamamen doğaçlama ortaya çıkardığı eklektik ve tutkulu setleri ile meşhurdur. Çok geniş bir müzik bilgisi ve plak kolleksiyonu sahibidir. Hani günümüzde olan bazı DJ'lere benzemeyen. Bazı kulüplerde çalan ve cebine koyduğu 3-5 cd ile kendini DJ sanan kişiler. Sen internetten bir set indir. O çalmaya devam etsin, sen yalandan mixser'in düğmeleri ile oyna. Adama sorsan Giorgio Moroder, İlhan Mimaroğlu, Edwin Starr, Marshall Jefferson kim diye, aval aval suratına bakar. Müziği bilmeden müzik yapmaya çalışmak. Sadece gülünç bir durum.

Neyse şimdi Laurent Garnier ile ilgili anıya geçelim.


"Nisan 2003'te Laurent Garnier, Manchester'ın efsane gece kulüplerinden Music Box'ta, mekan yıka basa dolduran 600 kişilik bir kitlenin önünde çalıyordu. Oldukça ender rastlanır bir set ortaya koyuyordu. 90'ların rave marşlarından başlamış, elektronikanın zirve örneklerine geçmiş, oradan Detroit çıkışlı hiphop ve tekno klasiklerine uzanmış, arada da yığınla disko ve reggae hitleri çalmıştı. Derken bir anda Garnier çalmayı kesti. Sessizliği Irak'taki savaşı eleştiren kimsesiz bir ses bozdu. İkinci Körfez Savaşı patlak vermek üzereydi. Blair hükümeti, İngiltere'yi hızla halkın onaylamadığı bir savaşa sürüklüyordu. Konuşmayla birlikte yavaş yavaş kulübü saran uğultulu askeri bandonun trampetlerinin devreye girmesiyle bir çığlığa dönüşüverdi. Edwin Starr'ın "War" adlı şarkısı çalıyordu. Bu noktada Manchester kelimenin tam anlamıyla çıldırdı. Havada uçuşan tşörtler gördüm. Bir takım gansterler çılgınca dans ediyor, kızlar vücutlarını şekilden şekile sokuyor, oğlanlarsa kulübün tavanından sarkıyorlardı. Mekan bir anda kulüp olmaktan çıkmıştı, hatta bir DJ set'ten de bahsetmek mümkün değildi. Artık her şeyin mübah olduğu bir pagan tapınağıydaydık. Her türlü aykırılığın, kontrolü kaybetmenin, mutluluk dolu gülümseyişlerin, beklenmedik hareketin mazur görüldüğü bir tapınak. O anda, plakların içine gömülmüş, son bir plak arayan Laurent'a baktığımı anımsıyorum. Farley Jack Master Funk'ın "Love Can't Turn Around" şarkısıyla Marshall Jefferson'ın "Move Your Body"si arasında kalmanın gerginliğini yaşıyordu. Nihayet son plağını seçti. Plak tükürür gibi cızırdayarak sona erdiği anda, kulüpte her an patlak vermeye hazır bir isyanın havası vardı. O gece Manchester'da Laurent Garnier'nin sanatının özü bütün çıplaklığıyla önüme serilmişti."

"David Brun-Lambert"

Bir dönem Ankara'nın efsane mekanı Locus Solus'ta DJ'lik yaparken "Move Your Body" ve "Love Can't Turn Around" benimde setlerimin demirbaş parçalarındı. Ne güzel günlerdi.

Edwin Starr - War

Marshall Jefferson - Move Your Body

Farley 'Jackmaster' Funk - Love Can't Turn Around

İstanbul ağrısı


Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
Zehirleyebilirim...

"Atilla İlhan"

Grup Vitamin - İstanbul'da

Kultur Shock - İstanbul

Otur, gitme...


Kainat tepemde akıl ermez oyunlar oynuyor. Buhar su oluyor. Su çamurları, pislikleri temizliyor, çimenleri yeşil ediyor, ağaçları ağaç. Ne işim var evde? Otur sen de. Sen de gitme evine. Yatalım burada. Uyuyalım. Dur önce bir cigara yakalım...

"Sait Faik"

Mount Eerie – House Shape

Exray’s – Trespassing

8.08.2012

Pussy Riot


Son günlerde Rusya'da yaşanan bir olay müzik camiasının en çok konuşulan olaylarından biri haline geldi. Yaşam felsefeleri ve yaptıkları müziğe bakınca her hallerinden Riot Grrrl akımından etkilendikleri belli olan Rus feminist punk grubu Pussy Riot üyeleri şubat ayında tutuklanmıştı. Grubun tutuklanmasına sebep olay ise, Rus Ortodoks Kilisesi'nin kutsal mekanı Kurtarıcı İsa Katedreli'nde Rusya Devlet Başkanı Putin ve kilise aleyhinde söyledikleri şarkılar. 

Grup gösterilerine ilk olarak Putin'in kadınlara yönelik politikalarını protesto etmek amacıyla Moskova metrosunda başlamıştı. Ocak ayında Kızıl Meydan'da Putin karşıtı izinsiz bir gösteride yer alan grup üyelerinden 8'i tutuklanmış ve para cezası ödeyerek serbest kalmıştı. Bu süreçte sosyal medyayı da arkasına alan grubun destekçileri hızla büyümüştü. Son olarak katedral hadisesi yaşanınca grubun 4 üyesi tutuklandı. Aslında grup bu katedrali seçmesinde bir sebep vardı. Çünkü Rus Ortodoks Kiliseli Liderinin seçimlerde Putin'i açıkça desteklediği biliniyordu. Fakat grup bu sefer sert kayaya çarpmıştı. Çünkü bu durum onları destekleyenler kadar onlardan nefret edenleri ortaya çıkarmıştı. Nefret edenlerin temel savundukları düşünce dine hakaretti.


Geçtiğimiz günlerde gruba destek amaçlı İngiliz The Times gazetesinde Pussy Riot için açık mektup yayımlandı. Destek verenler arasında Neil Tennat, Jarvis Cocker, Franz Ferdinand, Johnny Marr gibi isimler vardı. Temel istek adil bir yargılama süreciydi. Yine bir diğer önemli bir müzik grubu Red Hot Chili Peppers geçtiğimiz aylarda Rusya'da verdikleri konser sırasında gruba destek verdiklerini dile getirdi. Solist Anthony Kiedis konser sırasında Pussy Riot yazılı bir tşört giydi.

Belki de Pussy Riot sadece The Slits, Bikini Kill gibi ablalarının yolundan gitmek istiyordu. Ama bazen neyi nerede ve nasıl yaptığının çok önemi oluyor.Yanlış zaman, yanlış insan...

The Slits - I Heard It Through The Grapevine

Bikini Kill - Rebel Girl

Metin Kurt Yalnızlığı


Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel…

“Hayat fena halde futbola benzer” diye bir söz vardır. Çünkü asla topun nereden geleceğini bilemezsin. Bu nedenle ters köşeden çok pis gol yiyebiliyor insan. Hayatın yan etkisinin yanında son kullanma tarihi geçmiş ucuz bir gol. Hayatta herkes bir şekilde gol yediği halde, futbolda sadece kaleciler gol yer. Şu iki kale direği arasında, yani 7.32 metrelik mesafede yalnızlığını tribünler ile paylaşan tek kişi. Bir forvet kolay bir golü kaçırdığı zaman, sadece kaçırdı derler. Oysa kaleci kötü bir gol yediği zaman dünyası başına yıkılır. Bu yüzden her erkek çocuk hayata afili bir forvet olma hayali ile başlar mahalle maçlarında. Çünkü her topa gelişine vurarak şık goller atma sevdasına tutulurlar. Birde en kötüsü vardır kendi kalesine gol atanlar: Hem hayatta, hem futbolda. Yıl 1994 Kolombiya’nın sağ beki Escobar, Dünya Kupası Amerika maçında kendi kalesine gol atarak ülkesinin elenmesine neden olmuştu. Escobar, 2 Temmuz 1994′te Kolombiya’nın Medillin kentindeki bir barda vurularak öldürüldü. Escobar’ı 12 kez ateş açarak vuran kişi her ateş ettiğinde “gol” diye bağırmıştı. İşte hayatın ironik ters köşe anlayışından gol yiyen birinin kaderi.



Bir diğer yandan sayıları çok az olsa da, hayata dair söylemlerini sahaya yansıtmış ve hayatın gidişatına dair meselesi olan bir futbolcu grubu daha var. Örneğin geçtğimiz sene hayatını kaybeden Brezilya’lı Dr. Socrates. Dünya futbolunun en önemli fikir adamlarından biri olan tıp doktorası sahibi ve lakabı Doktor olan Socrates gündelik hayat ve siyasi fikirleriyle de topluma önderlik etmişti. Bir dönem köy köy dolaşıp binlerce insanı iyileştirmişti. Çocukluk kahramanları Fidel Castro, Che Guavera ve John Lennon olan efsane oynadığı Corinthians takımında Demokrasi Hareketi’nin kurucularından biriydi. Bir başka örnek olarak; Fransızların asi çocuğu Fransa’ da kapitalist düzen karşıtı söylemleri ile son başkan aday adayı Manchester United’ın unutulmaz oyuncusu Eric Cantona. Bir Liverpool efsanesi olan ve attığı gol sonrası formasının altına “Liman işçilerinin grevini destekliyorum” diye yazarak duyarlılığını açıkça ortaya koyan Robbie Fowler. Ülkemiz de ise bu konuda en çok dikkat çeken isim futbolun “bir yalnızlık hikayesi” olduğunu anlatan Metin Kurt’tur.

1971-73 yılları arasında üç kez üst üste şampiyon olmuş Galatasaray takımının sağ kanattaki yıldızıydı Metin Kurt. Aynı zamanda altı yıl boyunca aralıksız olmak üzere 26 kez de milli formayı sırtından çıkarmamıştı. Bir zaman Türkiye Kupası’nda Galatasaray finale çıkıp da futbolcu primleri ödenmeyince, Metin Kurt dört arkadaşıyla beraber idmana yarım saat geç çıktı. Kulübün menajeri tarafından futbola anarşi sokmakla suçlandı, sonra da futbolun patronlarıyla yıldızı hiç barışmadı. Bir sonraki sezon sözleşmesi kendisine sorulmadan, normalden düşük bir paraya uzatıldı. Çoğunlukla kadro dışı bırakıldı, pirimleri ödenmedi. Oynadığı maçlardaysa iki devreyi iki ayrı kanatta, kendi ifadesiyle “sahanın yöneticilere uzak, halka yakın bölgelerinde” oynayarak doldurdu. Sonraki süreçte de Kayserispor’a satıldı.



2.Lig’deki Kayserispor’da da göze batmaya devam etti. Maden-İş grevinde sendikaya destek olmak için halktan para topladı, hatta metal fabrikasında işe girdi. Bir dönem basına demeç verme yasağına çarptırıldı. Yasağa uymayınca da kadro dışı kaldı. Fakat işçiler o kadar baskı yaptı ki, yönetim cezayı geri almak zorunda kaldı. Orada üç sezon oynayıp sözleşmesi bitince futbolu bıraktı, İstanbul’a dönüp Maden-İş’in çıkarttığı gazetede amatör sporcularla ilgili bir sayfa hazırladı. Futboldan ve spordan hiç kopmadı, bir dönem 2. Lig’de takımlar çalıştırdı. Hatta şöyle bir anısı bile var. ” Bir gün  köprü altında içiyorum. Bir tane çocuk geldi. Metin abi sen Eyüp’te teknik direktörlük yaparmısın? dedi. Yaparım dedim.”


 
Öyleki Galatasaray’ın üç yıllık şampiyonluğunda teknik direktörlük yapan Brian Birch’ün yıllar sonra bir Türkiye seyahatinde yanındakilere “Daha başbakan olmadı mı” diye sormasına sebep olan bir insandır Metin Kurt. 2010 yılının başında teknik direktör, futbolcu, malzemeci ve temizlik işçisi yedi kişiyle Spor Emekçileri Sendikası kurdu. Fakat  hayatı yüksek rakamlara takım değiştirme hayaliyle geçen ve eğlence mekanlarında mankenlerle magazin basınına poz vermek olan futbolcuların hiçbirinden bir destek alamadı. Çünkü o tarz futbolcuların dilinden onları bir çocuk gibi azarlayan kulüp başkanları anlıyordu. İslam Çupi: prim olayı zamanında şöyle demişti onun için: “Metin Kurt, renk aşkı denen bir sosyal körlüğün, sırt sıvazlama denen afyonun günümüzde insan mutluluğu için yetmeyen donmuş haklar olduğu şuuruna varmış bir isyanın kişisidir. Metin Kurt, Türkiye’de futbolcu aklı aut çizgisine kadar devam eder şeklinde tarif edilen saha inşasının haklarına birtakım boyutlar kazandırmak istediği için sivri adam olmuştur.”



Futbol her geçen gün kendi çıkarlarını düşünen baronların himayesi altında kirli bir endüstri olma yolunda hızla ilerliyor. Bu nedenle bu yalnızlık hikayesinin içinde her zaman Metin Kurt gibi isimlere ihtiyacımız var.

Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzel. Kula kulluk etmezdin, çok yanlış biriydin. Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzel? Yani iki şişe ucuz şarap, bir tarih yazabilir. Verdiğim tüm sözler bir anda uçabilir. Sıcak bir bira aşk sendikasında. Metin Kurt gibi yalnızız ceza sahasında. Ne güzel, ne güzel.

Sen mi güzeldin yoksa hayat mı güzeldi Metin Abi…

"BirinciBlog için yazmış olduğum bir yazı. Ayrıca Metin Kurt'un hayatı için Bant Dergisi'nin 62. sayısında yayımlanan ve daha önce burada da yer vermiş olduğum yazıdan faydalandım."

Kesmeşeker - Metin Kurt Yalnızlığı

Daha ne bekliyoruz?


Cüneyt Arkın: Daha ne bekliyoruz?

Aytekin Akkaya: Ne istersen yapalım.

Cüneyt Arkın: Haksızlığa karşı savaş!

"Dünyayı Kurtaran Adam filminden"

New Model Army - Here Comes The War

Black Rebel Motorcycle Club - Love Burns

7.08.2012

Casbah


The Clash'in, İran'daki molla rejiminin rock müziği yasaklamasına tepki olarak 1982 yılında yazmış olduğu "Rock The Casbah"ın kelime dağarcığımıza kazandırdığı bir kelime casbah. Arapçada qasbah hisar, sur, kaleiçi anlamlarına geliyor. Kökeni Cezayir şehri olmakla birlikte, Afrika'nın birçok yerinde, surlarla çevrili kent merkezi anlamına geliyor.

Casbah, Türkçeye Arapçadan "kasaba" olarak geçti. Avrupalılar ise kelimenin kapsamını genişleterek Arap mahallelerinin tümüne bu adı verdiler. Kelime 1938 tarihli "Algiers" filminin 1948'de çekilen müzikal versiyonu sayesinde yaygınlık kazandı. Ayrıca Beatles'ın ilk çaldığı kulubün adı da Casbah'tı. İşin ironik yanı 2003 Bağdat bombardımanı sırasında Amerikalı savaş pilotları bu şarkıyı çalıyordu. Eminim o dönemde Joe Strummer o insanların yüzüne tükermek istemiştir.

The Clash - Rock The Casbah

Rachid Taha - Rock El Casbah

Nedir bu normal?


Bakırköy Akıl Hastanesi Başhekimi Faruk Bayülkem diyor ki: "Akıl hastalıklarıyla uğraşan hemen her hekim, kendisine göre akıl hastasını tarih eder. Ama biz bugüne kadar henüz 'normal'i bile tam tarif edebilmiş değiliz. Mesela Beatle'ların saç ve giyimlerini beğenip onları taklit edenleri akıl hastaları sınıfına mı, yoksa normal kimseler sınıfına mı sokalım? Bunu dahi henüz çözemedik."

"Hayat, 25 Şubat 1965"

Caribou - Jamelia

Young Galaxy - We Have Everything

6.08.2012

Echo Beach


Kanadalı new wave grubu Martha and The Muffins "Insect Love" isimli single'ları ile başladıkları müzikal yolculuklarını 80'li yılların başında İngiltere listelerinde ilk 10' a giren "Echo Beach "parçası ile zirveye taşıdılar. Hayat sıradan ve sıkıcıdır ama hep bir kaçış mutlaka vardır dedirten sözleri (Sabahtan akşama bütün vakitimi işte geçiriyorum, işim çok sıkıcı, ofiste sekreter olarak çalışıyorum, ama buna katlanmamı sağlayan tek şey bir gün echo beach'de olacağımı bilmek) o dönem için çok beğenildi ve sevildi.

Ama Echo Beach hadisesi bir anlamda Martha and The Muffins'in sonu oldu. Özünde Grup bütün albümlerinde çok başarılı olan şarkı sözü yazma becerisine ve yoğun besteciliğe rağmen tek hit mucizesinin altından kalkamayıp silinip gitmişlerdir. Grup üyeleri şimdi neler mi yapıyor; En son duyumlara göre Tim Gane Kanada'da şoför, Carl Finkle mimar, saksafoncu Andy Haas sanat müzesi bekçisi olarak hayatlarına devam ediyorlar.

Martha & The Muffins - Echo Beach

Gabriella Cilmi - Echo Beach

Ian Dury


1942 doğumlu Ian Dury, 1977 yılında tam 35 yaşındayken yeni yetme punkçı gençlik arasında "New Boots And Panties "albümü ile kariyerinin doruk noktasını yaşıyordu. 7 yaşında çocuk felcine yakalanan Dury ressam olmaya karar vermiş ve eğitimini bu yönde almıştır. 

Yarı konuşur tarzdaki ilginç vokali ile çeşitli publarda çalmaya başlayan Ian Dury, Blockheads isimli grubunu kurarak ilk resmi sözleşmesini imzalamıştır. Her ne kadar Ian Dury klasikleşmiş parçası "Sex and Drugs and Rock and Roll "parçası ile bilinse de benim gözümde "Wake Up And Make Love With Me' daha eğlenceli bir parçadır. 2000 yılında aramızdan ayrılan Ian Durry "Cockney Rebel "tarzı vokali ve kendine özgü sahne performansı ile hep hatırlanacaklar listemizde yer alıyor.

Ian Dury & The Blockheads - Sex & Drugs & Rock & Roll

Ian Dury & The Blockheads - Wake Up And Make Love With Me
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...