31.07.2011

Gizli Hazineler : Motorama


Motorama 70'lerin sonu, 80'lerin başı new wave ve post punk damarından beslenen Rusya'lı bir grup. Parlak gitar tonları, keskin vuruşlar, şarkıların içine özenle işlenmiş synth ritimleri ve özellikle vokalist Vladislav Parshindark'ın Ian Curtis'i andıran karanlık ses rengi ile o dönemlerde kaydedilmiş bir albüm nostaljisi yaşatıyor bizlere. 2008 yılında yayınlanan Horse EP'leri ardından 2010 yılında çıkan Alps albümü ve bu sene içinde yayınlanan One Moment single'ı ile Motorama sessiz sedasız müzik yapmaya devam ediyor.


Motorama - One Moment

Motorama - Ghost

Motorama - Alps

Motorama – Wind In Her Hair

Motorama - Northern Seaside

29.07.2011

Video : Erland & The Carnival "Trouble In Mind"


Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu

"Cemal Süreya"


Erland & The Carnival - So Tired in the Morning



27.07.2011

Beş Kırmızı Karanfil


Bir türkü ki, evsizlere çatı olsun
açlara ekmek olsun
tutuklulara özgürlük gibi
hakkı yenmişlere hak

Bir türkü ki, kurulmuş sofra gibi
bırakabilirsiniz üzerine
ekmeğinizi, bardağınızı
yumruğunuzu
dirseklerinizi,
alınlarınızı,
umutlarınızı,
insanlık inancınızı,
bırakabilirsiniz
bir testi soğuk suyu
ve beş kırmızı karanfili

"Yannis Ritsos"

En çok merak ettiğim şehirler arasında yer alan Atlas dağlarının eteklerine kurulu Kırmızı Şehir lakaplı Marakeş bu sonbahar bir aksilik olmazsa baharat kokuları eşliğinde beni bekliyor. Ön hazırlık olarak arap ritimleri eşliğinde Omar Souleyman'ın Björk'ün Crystalline parçasına yapmış olduğu nefis remix'i dinlemekte fayda var.


Björk - Crystalline (Omar Souleyman Remix)

Şimdiden Bir Hatırasın


Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.

Şair Didem Madak'ı kaybettik..(1970- 2011)

"...
şimdiden bir hatırasın
bulutsa, tozsa, uçarsa
bütün (aşklar) paranteze alınsın
rüzgar çanısın, rüzgârın diline dolanırsın
ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
artık bazı şarkılar kadar yarılısın

günler izmarit diplerinde biriksin
o zaman mutlaka bir trenle gelirsin
köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım, artık buna sana yazsın
içimde iki yaşlı balık varsa,
içimde biri pulsuz, iki balık varsa
biri senden, gelirsen ve yok edersen
bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
pulsuz bir zarfla
hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

bu kırmızı oyalarla saçlarımda
beyaz bir tülbent gibi kalırsam
tenimde, süzemediğim tortularla
gün olur sararırsa sayfalarda
bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
şimdiden bir hatırlasın

kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
camsan, saydamsan, beni kırarsan
simlerimle sevişirim seninle
o süslü sayfaların üzerinde
içimde mutlu iki yıl varsa,
içimde biri simli iki kadın varsa
sen, gelirsen ve yok edersen
bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
simli bir yılbaşı kartıyla
hiçbir mektup artık beni ikna etmiyor hayata
..."


Tennis - Is It True? (Brenda Lee Cover)

25.07.2011

Video - The National & Beirut "Fake Empire"




İşviçre'de düzenlenen Open Air St.Gallen müzik festivalinde sahne alan The National 2007 tarihli Boxser albümlerinde yer alan "Fake Empire" isimli parçayı Beirut'un esas adamı Zack Condon ile beraber söylemişler. Videoyu izleyince çokta iyi ettiklerini anlıyoruz.


23.07.2011

St. Vincent – Surgeon


Zamanın iki yüzü, iki boyutu var. Uzunluğu güneşe genişliği tutkulara ayarlanmış.


St. Vincent – Surgeon

22.07.2011

THE QUEEN IS DEAD



Gitarlı müzik yapan ünlü yada ünsüz bir çok grubun etkilendikleri isimler bölümünün demirbaşlarından biri olan The Smiths müzikal yolculuğuna 1982 yılında başladı. Modern müziğin en tartışmalı figürlerinden biri olan Steven Patrick Morrissey (Mozz) The Smiths’le başladığı yolculuğu şu an tek tabanca olarak sürdürüyor. Rivayet odur ki Johnny Marr kendi bestelerine söz yazacak birisini arar ve karşısında Morrissey’i bulur. Marr , Morrissey’in kaleminin sesi olmuştur. İkili çok iyi bir kimya tutturarak, müzik tarihinin en iyi ikililerinden birini oluştururlar. Daha sonra Marr’ın okul arkadaşları olan basçı Andy Rouke ve davulcu Mike Joyce’un gruba katılmasıyla ekip tamamlanır.

Grubun isminin kaynağı tam olarak bilinmemekle birlikte döneminde ortaya çıkan uzun ve gösterişli grup isimlerine tepki olduğu söylenir. Grubun şarkı sözlerini yazan Morrissey’in çok genç yaştan itibaren Elvis, Oscar Wilde, James Dean hayranlığı biliniyor. Edebiyatı ve şiiri çok seven Morrissey İrlanda katoliği ailesinin yanında içine kapanık, yalnız ve bunalımlı bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Kütüphaneci olan annesinin etkisiyle genç yaşlardan itibaren okumaya ve müziğe verir kendisini. Daha 20 sinde New York Dolls ve James Dean üzerine birer kitapçık yazar. Morrissey’in şiir tadındaki şarkı sözlerinde genç ve yalnız bireylerin hislerinden ilişkilerindeki hayal kırıklıklarına, bireysel hüzünlerden pişmanlıklara, okuldaki baskı ortamından çocuk cinayetlerine, hayvan haklarından kraliçeyle dalga geçmeye,hatta Margaret Thatcher’ı giyotine göndermeye kadar uzanan geniş bir duyarlılığın sözcüsü olur. Morrissey’in bu nedenle müzik endüstrisi ve basın ile arası hiçbir zaman iyi olmamıştır. Morrissey üzerine; onun cinsel tercihleri (yada aseksüelliği), ırkçı olup olmadığı, muhalifliği, vejeteryanlığı gibi konularda çok şey söylenip tartışılır. The Smiths canlı performanslarının ilkini 1982 yılında gerçekleştirir. Bu sırada grup Mancunian Records’un önerdiği anlaşma teklifini geri çevirir. London Union Üniversitesinde verdikleri 7. konserlerinde grubu izleme fırsatı bulan Rough Trade Record gruba ilk single olan ”Hand in Glove” için anlaşma teklifinde bulunur. 1984 yılında yayınlanan ilk albümleriyle punk sonrası müziğin yeniden doğuşuna katkı yapmakta ve Thatcher dönemi yaşayan sorunlu ve yalnız bir kuşağın sözcülüğünü üstlenmektedirler.

The Queen is Dead 1986 yılının haziran ayında piyasaya çıkar. Albüm açılışında “elimde bir sünger ve paslı bir İngiliz anahtarı sarayın kapısını kırdım” diyerek İngiliz yerleşik düzenine savaş açmıştır. Günlük olaylara, edebiyata, pop kültürüne göndermelerle dolu albüm manifesto gibidir. Morrissey çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır bu albümde, dinleyicilerini değişik öykülerle farklı bir yolculuğa çıkarır. Albümden çıkan ilk single “The Boy With The Thorn In His Side”listelerde 23 numaraya, albüm ise İngiltere listelerinde 2 numaraya kadar yükselir. Aynı zamanda albüm TOP 100’e girerek grubun Amerika’daki ilk adımını atmasını sağlar. ”The Queen is Dead” parçası ile açılan albümde Smiths’in zamanla birer klasiğe dönüşen bir çok parçası vardır. Morrissey’in yazdığı en güzel, en can alıcı, yalnızlığın, umutsuzluğun, acının müzikal anlamda can bulmuş hali “I Know Its Over” Morrissey’in kendine has bir öykü anlattığı şairli, şiirli şarkısı“Cemetry Gates” Sevdiğiniz birini kırmanın sizi ne hale getirdiğini anlatan en güzel şarkılardan biri olan Bigmouth Strikes Again” Büyüklük kavramının irdelenip büyüklüğünün kalp büyüklüğü olduğunu şüphelendiren eğlenceli “Some girls are Bigger than others” Morrissey’in Top of the Pops’un bildik dekorunda arka cebinde kır çiçekleri, boynunun sol tarafında siyah büyük harflerle “Bad” yazılı bir şekilde söylediği “The Boy With The Thorn In His Side”. Belkide tüm zamanların en güzel parçalarından biri olan “There Is A Light That Never Goes Out” Tom Yorke’un keşke ben yazabilseydim dediği bu şarkı; şehir ızdırabını anlatan bir yabancılaşma şarkısı, korkutucu derecede gerçek bir yol şarkısı, aşkın ve umudun müziksel açılımı. Önüne sıfat koymanın sınırı olmayan hem umudu hem hüznü aynı anda yaşatan bir yağmurlu gün parçası. NME dergisinin bu albümün 20.yıl şerefine özel bir sayı hazırladığın hatırlatarak kapanışı yapalım.

Arkasında inanılmaz bir müzikal miras bırakan Smiths’in bir çok şarkısı ancak defalarca dinlendikten sonra anlaşılabilecek karanlık, hüzünlü ve benzersiz bir grup. Dünya üzerinde hiç kimse kendini Morrissey kadar mutsuz, yalnız ve melankolik hissetmedi. Bir nesil Morrisey’le hayatı tekrar yorumladı ve karanlıktan aydınlığa çıktığımız anların çoğunda Morrissey bizzat yanıbaşımızdaydı.




The Smiths - The Queen Is Dead


Veronica Falls - Come On Over



"The distance in your eyes"


Tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dediği gibi

- Kaç yıl evveldeyiz dersin?
- Sayısız zaman içinde, yani hep aynı yerde...



Veronica Falls - Come On Over

Veronica Falls - Come On Over from Army Of Kids on Vimeo.

21.07.2011

Summer Camp - Better Off Without You



Ancak bir yalnızlık vardır, o da büyüktür ve ona katlanmak güçtür. İnsanın öyle anları olur ki, bunlarda, hemen hemen herkes, yalnızlığını, kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister: Hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındakilerden herhangi biriyle, en düşük biriyle de beraber olmak ister...Ama yalnızlığın büyüdüğü anlar, belki de işte bu anlardır.

Rainer Maria Rilke "Genç Bir Şaire Mektuplar"


Summer Camp - Better Off Without You


20.07.2011

Dum Dum Girls - Coming Down



Kaderin cilvesi yine Goteborg'la eşleşmişiz diyerek sözü İstanbul'un bu seneki konukları arasında yer alan Dum Dum Girls kızlarına bırakıyorum.


Dum Dum Girls - Coming Down

19.07.2011

Yakın Geçmiş : MGMT - Oracular Spectacular


MGMT (tahmin edildiği gibi Management okunuyor) Connecticut çıkışlı, Andrew VanWyngarden ve Ben Goldwaaser'dan oluşan iki kişilik bir proje. Yolları Connecticut'taki Wesleyan Üniversitesi'nin çimlerinde kesişmiş. Grup falan kurmaya niyetleri yokmuş, sadece birbirlerine sevdikleri müzikleri gösteriyorlarmış. Gel zaman git zaman, çimlerde aylaklık ederken fark ediyorlar ki, bugünkü müziklerine de ruh veren bazı ortak yönleri var. İkisi de mistik paganizmi ve minimal sesleri çok seviyorlar. Derken kampüste yoğun kıvamlı bir takım gösterilere başlıyorlar:"Bu sevimsiz, gürültülü elektronik şovları kaydetmek aklımızın ucundan bile geçmemişti. Her seferinde, canlı olarak çalabileceğimiz garip tekno loop'lar ve düzenlemeler oluşturarak yeni şarkılar yazar, sahneye çıkar ve 15 dakika çalardık millete. Çoğu canlı olarak, bilgisayara bağlı olmadan yapılırdı. Gitar pedallarına takılı bir turntable, bir radyo ve bildiğiniz teyple yani."
Ölümüne deneysel takılmayı kafasına koymuş olan ikilinin şovları kendilerine küçük bir hayran kitlesi kazandırıyor. O ilk hayranlarından bazıları, MGMT'nin ilk albümünü çıkarmak için Cantona Records isimli bir plak şirketi kuran bir grup üniversite öğrencisi. Şu an iTunes'da bulunabilen altı parçalık EP, "Time To Pretend" adıyla basılıyor. Oradan iki şarkı, "Oracular Spectacular"da da yer alıyor.
MGMT sound'u, ilk dinleyişte Flaming Lips ve Mercury Rev'i andırıyor (prodüktörleri, zamanında Flaming Lips için de çalışmış olan Dave Fridmann). Fakat bu kadar basit değil iş. "Oracular Specktacular", bir yandan Incredible String Band'in halüsinojen dünyasında beyaz tavşanı kovalıyor, Spacemen 3'nin psychedelic/space rock transına göz kırpıyor, diğer yandan Royal Trux'ın avangard endüstriyel romantisizminden sesler veriyor. Yani, biraz avant-indie-rock, biraz elektronik, biraz galam rock ve hiç de basmakalıp olmayan harikulade pop altyapıları.
Grubun çoğunlukla elektronik olarak üretilmiş daha önceki konserlerinin aksine," Oracular Spectacular" da capcanlı çalınmış elektro-gitar, bas gitar, davul, klavye kendini epey hissettiriyor.
İkilinin tek şarkı/tek şov tutumu, "Oracular Spectacular"ın parçalarında da geçerli. Albüm, alttan alta kendini hissettiren korkunç bir kaderden dem vuran hayalperest ve manifestik "Time To Pretend"le açılıyor. Finaliyse, kumsallarda ilkel bir yaşam tazrı süren ve sabahtan akşama sörf yapan gençlerin oluşturduğu bir tür post-apokaliptik geleceğin habercisi olan "Future Reflections" yapıyor. Yine bu ütopik gençliğin masumiyeti, tam büyümemek, yetişkinleşmemek üzerine kurulu diğer bir parça "Kids"..."4th Dimensional Transition" ise karanlık psychedelic vokalli bir parça. Albümün en ilginç parçalarından birisi olan "Pieces of What"ta, akustik bir Suede parçası dinliyor hissine kapılıyorsunuz. Albümün doruk noktalarından biri de, çok başarılı bir elektro-funk parçası gibi duran "Electric Feel"...
MGMT elemanlarından Andrew VanWyngarden, şu sıralar Of Montreal'den Kevin Barnes'la beraber bir proje üzerinde çalışıyor. MGMT'in 2005 sonlarında Of Monreal'le turneye çıktğını hatırlatalımve grup üyelerinin bir kehanetiyle bitirelim. "Çocuklar, anne-babalarının MP3 koleksiyonlarını miras alacaklar" diyorlar, "yirmi yıl içinde, insanlar bu MP3'leri dinleyecekler ve diyecekler ki, 'bu sound'u sevdim!.."
MGMT, geçmişin özünü süzen, geleceğe mesihlik eden ve bugünün nabzını oluşturan çok boyutlu bir halüsinojen dünyasına davet ediyor bizi.

"Bu yazım ROLL Dergisi Şubat 2008 126. sayıda yayınlanmıştır"


15.07.2011

Orient Express


"Bir mucize bekliyorsan, gerçekten de ihtiyacın olmalı!" diyerek bahtsız bedevi ve kutup ayısı ikilemini hatırlatmadan da edemiyorum. Kıvrak ritimler eşliğinde haydi yandan, sağdan, soldan...


Orient Express - Inch Allah

13.07.2011

The Drums, Fool’s Gold and Chairlift



Prusya mavisi bir gökyüzünün altında Gregor Samsa misali son Dönüşümümü tamamlıyorum.


The Drums - Money

Fool’s Gold - Wild Window

Chairlift - Amanaemonesia

12.07.2011

Friends - Friend Crush


Bu parça benim gibi Ikea'da kaybolan arkadaşlara ve yatak odamızdaki Çin'li aileye gelsin.


Friends - Friend Crush

Friends - Friend Crush from Matthew Caron on Vimeo.

Welcome To Sarajevo


Dün 11 Temmuz'du. Postalların ezdiği topraklarda barut kokusunun hala çok keskin olduğu bir ülkede yaşanan Soykırım'ın o acı tarihi. Bosna savaşı yılları, Birleşmiş (Aslında hiç birleşememiş) Milletler bünyesinde görevli Hollanda'lı askerler Srebrenitza'yı güvenli bölge ilan etmişler ve Boşnak'lardan silahlarını teslim etmelerini istemişlerdir. Daha sonra şehri kuşatma altına alan general ratko mladic (özellikle küçük harflerle yazıyorum) kasabı komutasındaki sırplar ağır silahlarla şehri kuşatma altına almışlar. Bu durumda silahlarını geri isteyen Boşnak'lara Hollanda'lı askerler red cevabı vermiş ve 11 Temmuz 1995 tarihinde en küçüğü 12, en büyüğü 81 yaşında 12 bin silahsız Boşnak Avrupa'nın göbeğinde sırplar tarafından katledildi.
İlginçtir ki o bölgelerde dolaşırken anlatılanlara göre, o katliyamda çocuklarını kaybeden anneler dikdik ayakta yıkılmadan dururken, çocuklarının cesetleri toplu mezarlardan çıkarılıp DNA testi ile kimlikleri tespit edilip ailelerine bildirildikten sonra o yaslı anneler tek tek hayata gözlerini yummuşlar. Hayatın paradoksu olsa gerek o katliama göz yuman Hollanda'lı askerlere şeref madalyası verilmesi bile düşünülmüş zamanında.
Medeniyetin doruk noktası olduğunu iddaa eden bir çoğrafyada yaşanan bu soykırım aslında medeniyet, hümanizm gibi kavramların aslında koca bir palavradan ibaret olduğunu gösterdi. Irkçılığın, faşizmin tavan yaptığı, postal yalamanın ibadet sayıldığı bir dünyada inadına umut demek bazen çok mu hayalperestlik oluyor acaba?



The Beta Band – Dry The Rain (live)

11.07.2011

Lana Del Rey – Video Games


Sen ve ben bu akşam yine aynı şeyleri düşünürken, bilindik kelimelerle aynı dili konuşurken, aynı içkiden iki bardak içmişken sarhoşluğumuz farklıydı.


Lana Del Rey – Video Games

Kisses - Midnight Lover

http://www.blogger.com/img/blank.gif
Yılın mehtapsız son günü, Daedala'da uçan adamların kenti. Yalın bir sessizlik içinde güneşe ulaşmaya çalışan Ikarus'un can çekişen ruhu.



Kisses - Midnight Lover



8.07.2011

Seni Görmem İmkansız


İlk olarak Demonation festivalinde ve son olarak bu seneki One Love'da izleme fırsatı bulduğum Seni Görmem İmkansız kendilerine yakıştırılan yerli Cocorosie etiketinin aksine bu çoğrafyanın en özgün gruplarından birisi. Gaye Su Akyol ve Tuğçe Şenoğul ikilisinden oluşan Seni Görmem İmkansız ismini Türk sanat müziğinin demirbaş şarkılarından biri olan İmkansız'dan alıyor. Bu özgün ikili karşılıklı atışma tadındaki uyumlu vokaller, elektronik beat'ler üzerine klavye dokunuşları, değişik oyuncaklardan çıkan süpriz sesler ile hayali bir tarçın gezegeninden bizlere radyo frekansları gönderiyorlar sanki. Özellikle bu sevimli ikilinin konserlerlerindeki sıcak atmosfer, naif duruşları ve seyirciyle kurdukları samimi iletişim ev ortamında yapılan hipnotik bir müzik-art çalışmasını andırıyor.


Björk - Crystalline


Doğduğumda siyahtım
Büyürken siyahtım
Güneşe çıktığımda siyahtım
Korkunca siyahtım
Hastayken siyahtım
Öldüğümde hala siyahtım

Ve sen beyaz çocuk..
Doğduğunda pembesin
Büyürken beyazsın
Güneşe çıktığında kırmızı
Üşüdüğünde mor
Korktuğunda sarı
Hastayken yeşil
Öldüğünde grisin

Sen Şimdi Bana Renkli mi Diyorsun?


Björk - Crystalline

7.07.2011

Yann Tiersen - Monuments


Sonbahar'da yayınlanacak yeni Yann Tiersen albümü Skyline'dan ilk single ve kısa film tadındaki video Monuments parçasına ait.


5.07.2011

COVER : Shindu - Happy House

Tıpkı Küçük İskender'in dediği gibi ;

"üstelik bildik bir şarkıdan hamileyiz hepimiz
doğursak doğursak iki notalı ezgiler doğururuz çalıntı.."


Cover yapmak gerçekten özen ve doğru kimya işi. Belçikalı elektro-pop ekibi Shindu post-punk'ın efsane isimlerinden biri olan Siouxsie And The Banshees grubunun Happy House parçasını coverlamışlar.
Netice de oturmaya mı geldik haydi eller havaya.


Shindu - Happy House

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...