30.04.2013

Hıdrellez - Ankara 2013


Milli içki ayran, Survivor Duygu derken bahar çaktırmadan geldi. Elbette baharla birlikte gevşeyen gönül yaylarını ve bünyeleri kapsayan o tuhaf rehaveti unutmamak gerekiyor. Baharın ruhunu temsil eden Hıdrellez bir kültürel değerimiz olarak varlığını sürdürüyor. Özellikle İstanbul'da yapılan etkinlikler ile dikkat çeken Hıdrellez Şenlikleri bu sene yurdum başkenti Ankara'da da kutlanacak. 

Festival 5 Mayıs tarihinde ODTÜ Vişnelik Tesisleri'nde. Sahne alacak gruplar ise şu şekilde:

Burhan Öcal ve Trakya All Stars
Shantel
Ciguli
Fire Water
Pire Mehmet Ahırkapı Roman Orkestrası
Pijama
Sürpriz sanatçılar

O gün tüm alanda çalgıcılar, dans eden insanlar bahara bir selam çakacak. Ayrıca dilek ağaçlarına dilek asmak, fal baktırmak ve geleneksel yemeklerden tatmak istiyorsanız bu festival tam size göre. Günün süprizi ise Survivor Duygu'dan oryantel show. Tamam geyik, yok öyle bir şey...

Firewater - Electric City

Shantel - Disko Partizani

29.04.2013

Fairuz Derin Bulut'la buralardan 10 albüm


Yakın bir tarihte "Patlantis" albümünü çıkaran Fairuz Derin Bulut üyeleri Bantmag için bizim çoğrafyadan sevdikleri 10 albümü seçmişler.

Onur Öztürk (davul) seçti:

ÜNLÜ - Son Defa

Enstrüman çalmaya başladığım, ilk grubumu kurduğum zamanlara denk gelen bir albümdü ve o zamanlar dinlediğim yabancı albümlerin yanında sırıtmamasıyla çok cesaret vermişti.

NEKROPSİ - Mi Kubbesi

Anadolu mayasıyla demlenmiş dünya çapında bir progresif rock albümü. Daha ne olsun! Deli gibi prograsif rock dinlediğim zamanlarda tokat gibi patlamışto yüzümde, "Haa böyle de oluyormuş demek ki" dedirtmişti.

Okan Yılmaz (klavye) seçti:

SERTAP ERENER - Sakin Ol

Müzikleri Fahir Atakoğlu ve Uzay Heparı'ya ait. Çok güzel. 20 yıldır dinliyorum. Çok da duygusal.

ÖZDEMİR ERDOĞAN - Aşkımız Şarkılarda Yok

20 yıldır dinliyor olduğum bir başka albüm... 70'lerden, çok duygusal ve aşk mevzuları var.

Demir Kerem Atay (gitar, bağlama) seçti:


ERKİN KORAY - Elektronik Türküler

Benim için Türk Anadolu Psikedelik müziğin en önemli ve en iyi örneğidir bu albüm. Ayrıca bu albümde çalan kadro zaten yeter: Ahmet Güvenç ve Sedat Avcı... Daha ne olsun!

ERKİN KORAY - Erkin Koray Tutkusu

Led Zeppelin hastası olarak bu albüm benim için çok şey ifade ediyor. Tını ve ruh anlamında Zeppelin'i aratmıyor. Türkiye'de en iyi rock albümü. Ayrıca Harun Kolçak nasıl bas çalmış, akıllara zarar... 

BERGEN - Acıların Kadını

Bergen şarkılarda anlatılanları yaşayan bir kadın. Aslında tüm albümleri aynı değerdedir benim için. Bu kadar hissederek şarkı söyleyen bir insan görmedim hayatımda. Ayrıca arabesk her zaman çaresizliği, bitmişliği anlatmaz. Bu albümdeki "Neden Dönmesin" adlı şarkı bunu iyi şekilde gösterir.


MÜSLÜM GÜRSES - Küskünüm

Bu albüm, funk gitarlar, arabesk kemanlar, baslar, akordeonla başka bir dünya. Ve Müslüm Baba'nın inanılmaz bir dönemi. Benim için binlerce manası var bu kaydın. Zaten dünyada senin için en önemli müzisyen kim deseler, doğrudan Müslüm Gürses derim. Gerçek adam.

BARIŞ MANÇO - 2023

1975 yılında yapılmış uzay müziği. Sanki başka bir gezegenden geliyor sesler.

ORHAN GENCEBAY - Dil Yarası

Çocukken şöyle bir hayalim vardı: 56 model bir Chevrolet ile Tophane Boğazkesen'den aşağıya yavaş yavaş iniyorum ve arabada bu albüm çalıyor. Şarkı ise "İlk Göz Ağrım".

NEŞET ERTAŞ - Sevsem Öldürürler

Neşet Ertaş saydığım müzisyenlerin hepsinin atası bence. Hepsinde Neşet Ertaş var. Bu kadar dolandırmadan, doğrudan anlatılabilir hisler sanki... Sevsem öldürürler. Sevmesem ben öldüm...

Erkin Koray - Allah Aşkına

Müslüm Gürses - Seni Kalbime Gömdüm

Barış Manço - Yol Verin Ağalar Beyler

Bakışsız bir kedi kara


29 Temmuz 1925, güzel bir yaz günü. New York News için muhabirlik yapan Harry Warnecke’i arayan arkadaşı Centre Street’te yavrularını taşıyan bir kedi yüzünden trafiğin kesildiğini haber verir. Hemen bahsi geçen yere koşan Warnecke kedinin çoktan karşıya geçtiğini görür. Fakat o sırada trafiği durduran polisten, olayın fotoğrafını çekebilmek için kediyi bir kere daha karşıdan karşıya geçirmesine izin vermesini ister. Polisi ikna eden gazeteci bu muhteşem kareyi anca üçüncü denemede yakalayabilmiştir.

Günün kedili dinleme önerileri:

- Cat In Paris - Foxes
- Black Cats - A Chili Pum
- Cat Power - I Found Reason
- Squeeze - Cool For Cats
- Broadcast - Black Cat
- Beat Happening - Cat Walk

Günün Filmi: 


"Fritz The Cat" Yön: Raplh Bakshi (1972)

Bildiğiniz Kötü Kedi Şerafettin'in orjinal hali. 1972 yılına göre oldukça sıradışı olan bu animasyonun 18 yaş üzeri olduğunu hatırlatalım. O yıllara ait hiyararşik düzeni; ırkçılık, seks ve uyuşturucu gibi kavramlar üzerinden işleyen filmin, jazz dolu müziklerine ayrı bir dikkat.

Son olarak bir semtin, sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa, orada yaşamaya korkmayın. Çünkü komşularınız güzel insanlardır.

Hepinize Mutlu Pazartesiler...

 
Black Cats - A Chili Pum

Broadcast - Black Cat

Squeeze - Cool For Cats

28.04.2013

Manzaradan Parçalar


"Kaybolup gitmekte olan şey , gemilerin tek tek insanlarla kurduğu ilişki; kendimizi gemilerle özdeşleştirme yeteneğimiz, gemileri adları ve numaralarıyla tanıyıp, onlara sıradan bir gemi gibi değil bir şahsiyet gibi davranma yeteneğimiz. Eskiden üç katlı şehir hatları gemileri yalıların önünden geçerken , üçüncü kattaki kaptan ile , yalının üçüncü katında sofra kuran hülyalı ev kadını bir an göz göze gelirlerdi.

Şimdiyse Norveç'ten getirilmiş içleri sessiz ve havasız birer sinema salonlarına benzeyen hızlı katamaranların içinde yolcular , pencereden dışarı değil, içerideki televizyona bakıyorlar.."

"Orhan Pamuk"

 
Visage - Fade To Grey

Toni Basil - Mickey

26.04.2013

Sounds of Summer


Aylardan Eylül olmalı, günün ertesine eklenen yeni bir gün, sakin bir Ege sahil kasabında güneş batmak üzereyken denizden gelen o tarifsiz koku, yüreğinde bir yerlere takılmanın verdiği o garip duygu. Aslında her gidiş, hiç gelmeyiş olabilir mi diye düşünürsün kendi kendine. Sorgularsın kim acaba o gözlerdeki yabancı? Hani Can Baba diyor ya "Seninle Olmanın En Güzel Yanı"ne diye. Öyle birşey işte.

“Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi… Isırmazdım dilimin ucunu… Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda… Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.

Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki…


YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN…”


Dominant Legs – Hoop of Love

Pallers – Come Rain, Come Sunshine

Brilliant Colors – How Much Younger

Çernobil yaşıyor!


Bugün Çernobil Nükleer Faciası'nın yıldönümü.

26 Nisan 1986'da, yerel saat 01.23'u gösterirken Ukrayna'da Kiev yakınlarındaki Çernobil kasabasında bulunan nükleer santralin dördüncü reaktörü infilak etti. Patlamayla birlikte reaktör bir anda alevler içinde kaldı. Büyük miktarda radyoaktif element atmosfere dağıldı. Bu patlama, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarından 200 kat fazla radyasyon yaydı. Dünya ilk kez nükleer santralların ne kadar tehlikeli olduğunu bu kazayla öğrenmiş oldu. Sovyet hükümetinin olayı belli bir süre gizlemesinden dolayı resmi olarak 15 bin kişi öldü, 9 milyon kişi doğrudan etkilendi ve belkide onlarca yıl daha etkilenecek. Bugün Karadeniz'de yaşanan kanser patlamasıyla Çernobil'in doğrudan ilişkisi olduğu bilinen bir gerçek. O zamanlar basın huzurunda utanmaz bir pişkinlikle radyasyonlu çay içen Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral hakkında suç duyurusu ancak 2004'te yapılabildi. Bu değerli bakanımız TV'lerde elinde çay bardağı "Biz Türküz bize birşey olmaz" mantığıyla şov yaptı. İlerleyen yıllarda dışarı ihraç edemediğimiz fındıklarımız çuval çuval okullarda öğrencilere dağıtıldı. Nasıl olsa biz Türküz, "acı patlıcanı kırağı çalmaz."



Bu kaza aslında dünyanın ilk nükleer faciası değildi. 1957'de yine Rusya'da bir nükleer kaza yaşandı. Çelyabinks kentinde nükleer santral yakıtı üreten Mayak'ta meydana geldi. Bu kaza 1990'lara kadar gizlendi. Mayak tesisi özellikle soğuk savaş döneminde uranyum zenginleştirmek için faliyet gösteriyordu. Halen faaliyetlerine devam eden ve tarih içinde birçok kazanın yaşandığı tesisin çevreye verdiği zarar devam ediyor. Çelyabinks kenti, dünyanın en kirli bölgelerinden biri. Şehir sürekli yoğun duman ve toz içinde. Bir anlamda hayalet şehir olarak yaşamaya devam ediyor.

Şimdi sıkı durun: Bu şehirdeki nükleer tesisleri kim yapmış biliyormusunuz? Dünyanın vazgeçmek için çabaladığı bu tehlikeli enerjiye kara sevda ile bağlı olan bürokratlarımızın, Mersin'de yaptırmayı planladığı nükleer santrali yapacak Rusya devletine bağlı ROSATOM. 

Tuhaf bir dünyada yaşıyoruz acı ama GERÇEK...

Kazım Koyuncu, 25 Haziran 2005 tarihinde kanser belası yüzünden aramızdan ayrılmıştı. Bu konuda çok duyarlı olan ve bebekler sakat doğmasın, çocuklar ölmesin diye mücadele edene Şair Ceketli Çocuk ne demişti bu dünyadan göçerken:


"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."


Real Estate – It’s Real

25.04.2013

Köprüden son çıkış


Terkedilmiş şehirler kadar yalnızdık diyordu şair. İkimizde vıcık vıcık insan kaynayan iki farklı şehirde terketmenin ya da terkedilmenin o tuhaf acısını yaşıyorduk. Kim bilir, farkında olmadan birbirimizi faşist duygularla özlüyorduk. Korkma! vicdan muhasebesi yapmayacağım. Bilirsin oldum olası matematiği sevmedim. Ama şunu bil 12 Eylül'ün darbeci paşaları bile senden daha vicdanlıydı.

Şimdiyi soruyorsan; köprünün altından çok sular aktı, köprüden son çıkışı hatalı sollama ile geçtik ve gece çoktan siyaha döndü. Geriye ne mi kaldı? Merak ediyorsan; nüfusta bekar, kalbimde hala bakirim.

Pearl Jam - Black

Blouse - Into Black

Yaşamın küçük eziyetleri


Tutkulu, coşkulu, duygularına çabuk kapılan bir insanım ben. Ufak tefek, ya da büyük delilikler, saçmalıklar yapabilecek bir tabiatım var; yaptıklarımdan az ya da çok pişman oluyorum daha sonra. Kimi kez, sabırla beklemek daha yerinde olacakken, aklıma geleni anında yapıyor ya da söylüyorum. Başkaları da aynı yanlışları yaparlar kimi kez sanıyorum. Hal böyleyken, yapılacak ne var? Kendimi, tehlikeli, hiçbir işe yaramayan biri gibi mi görmem gerekiyor? Sanmıyorum. Sorun şu: Söz konusu aşırı çoşkuları, duygusallığı iyi bir şeyler uğruna kullanabilmek için her yolu denemek...

"Van Gogh, Temmuz 1880"

Music Go Music - Thousand Crazy Nights

The Asteroids Galaxy Tour - Crazy

24.04.2013

Woodstock öksüz kaldı


Efsane müzik festivali 1969 Woodstock'ın açılışını yapan ve 69 ruhunu en iyi yansıtan şarkıcılardan biri olan Richie Havens geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. 72 yaşında ölen folk müzisyeninin festivalde İncil'den uyarlayarak doğaçlama çaldığı "Motherless Child/Freedom" zamanla bir hippi marşı haline gelmişti.

Richie Havens - Freedom / Motherless Child

Wild Nothing - A Dancing Shell


Shantel, Jay Jay Johanson ve Brazzaville'den sonra Taksim'de tur atmayı en çok seven ekip olan Wild Nothing, 14 Mayıs'ta "Empty Estate" adlı bir EP çıkarıyor. EP'nin yanında bir kavanoz damderesi bal ve çocuklarımız yesin diye bir kutu polen hediye. Bu EP'den çıkacak "A Dancing Shell" videosu huzurlarınızda.

Wild Nothing - A Dancing Shell

Young Galaxy - Pretty Boy


Kanada'nın soğuk ikliminden sıcak nameler sunan Young Galaxy, yeni albümü Ultramarine'den Pretty Boy isimli şarkıya klip çekmiş. Bizde keyifle izliyoruz.

Young Galaxy - Pretty Boy

23.04.2013

Renkler


Renkler o kadar tuhaftı ki bu durumun insana verdiği rahatsızlığı kelimelerle ifade etmek oldukça güçtü. Lacivert taşından özenle yontulmuş bir taş gibi kasvetli mavi tonları, yaşamın gizemini yansıtan titrek bir parlaklığa sahipti. Morlar, çiğ ve kokuşmuş etin iğrenç rengine benzemesine rağmen Heliogabalus'un Roma İmparatorluğu'nu andıran bir cinsel istekle parlıyordu. Çobanpüskülünün etli meyveleri gibi parlayan kırmızılar bir yandan İngiltere'deki Noel akşamlarını ve karın altında oynaşan çocukların neşeli kahkahalarını anımsatmasına rağmen bir güvercinin sevimli göğsünün yumuşaklığına da sahipti. Tuhaf bir arzuyla yeşili yaratan bahar gibi mis kokulu bir dağ ırmağının pırıldayan suyu kadar saf sarılar vardı. Böylesi acı çeken birinin bu meyveleri yarattığını kim söyleyebilirdi.

Sanki varlıkların bir daha değiştirilmemecesine şekle sokulduğu dünyanın en karanlık tarihinde yaratılmışcasına canlılardı. Yoğun bir zevk veriyorlardı. Sadece kendilerine özgü keskin bir arzuya sahiplerdi. Tanrı bilir, ruhun hangi sırlarına, hayal gücünün hangi gizemli köşelerine açılan kapıyı aralayan büyülü meyvelerdi bunlar. Bilinmeyen tehlikelere sessizce karşı koyuyor gibiydiler. Onlardan bir kere ısıran ya bir canavara ya bir tanrıya dönüşürdü.

"W. Somerset Maugham"

Hot Chip - Colours

Grouplove - Colours

22.04.2013

Baharda Yine Geliriz


Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması saçma ya da gülünç mü? Değil! İnsana özgü bir yavaşlığı sakarlığı hatırlatan tek şey bu yıkıntı çünkü. Şehirde otomobiller, yollar ve binalar, sonunda bütün sıcaklıklarının evrenin ölgün sıcaklığıyla aynı olacağı bir geleceğe doğru son hızla gidiyor, uzanıyor, yükseliyor. Ama aralarında banka memuru sevgili dostum Tuğrul'un da bulunduğu sağlığına dikkat etmeyen, fazlasıyla hayalperest bazı insanlar var ki, onlar gece kurdukları saatin sabah çalışmamasını veya en iyisi geriye gitmesini gönülden dileyerek tatlı tatlı esniyorlar.

"Barış Bıçakçı"
 
Heavenly - Starshy

Flunk - Cigarette Burns

21.04.2013

Bahar fragmanı


Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka...

"Orhan Veli"

Erland & The Carnival - Springtime

Club 8 - Spring Came, Rain Fell

Wall Of Voodoo


ABD'de punk fırtınasının dinmesinin hemen ardından kurulan Los Angeles'lı Wall Of Voodoo, new wave sularında yüzmüş bir grup. Grubun ilk kadrosunda Stan Ridgway (vokal, tuşlular), Bill Noland (gitar, vokal), Charles Gray (bas, synthesizer), Joe Nanini (davul) görev almıştı."Call Of The West" albümü özellikle Ridgway'in uğultulu, kasaba vokalleri ile grubun en iyi albümü olarak dikkat çeker.


Bu albüm sonrasında solo çalışmalara başlayarak gruptan ayrılan Ridgway, Camouflage şarkısı ile İngiltere listelerinde ilk 5'e girmişti. Arkası kesilmeyen kadro değişiklikleri grubun sonunu hazırlamıştır. Grubun "Mexican Radio" şarkısı değişmeyen New Wave hitlerinden biri olarak hafızalarda yerini almıştır.

Wall of Voodoo - Mexican Radio

Stan Ridgway - Camouflage

19.04.2013

Ankara Kieslowski Günleri


16 Nisan Salı günü Üç Renk: Mavi ile başlayan Ankara Kieslowski günleri, 25 Nisan'a kadar farklı mekanlarda gösterilecek Kieslowski filmleri ile devam edecek. Program şu şekilde:

19 Nisan Cuma 18:30

Bez konca (Sonu Yok, 1985) - Tayfa Kitapkafe
Söyleşi (20:30): Çağla Karabağ Sarı

21 Nisan Pazar 

19:30 - Krotki film o milosci (Aşk Üzerine Kısa Bir Film, 1988) - Aylak Yaşam Kültür Evi
21:00 - Krotki film o zabijaniu (Ölüm Üzerine Kısa Bir Film, 1988) - Kafe Orta Dünya
Söyleşi: Süsem Aslan

24 Nisan Çarşamba

20.00 - Camera Buff (Amatör, 1979) - ODTÜ Fizik P-2 Amfisi

25 Nisan Perşembe

19.30 - La double vie de Veronique (Veronique'nin İkili Yaşamı, 1991) - Ankara Üniversitesi SBF Arka Bahçe (hava muhalefeti olması durumunda, açık hava gösterimi, SBF Küçük Amfiye alınacaktır.)


The Cinematics - Break

Two Door Cinema Club - Next Year

Theodore, Paul & Gabriel


Theodore, Paul & Gabriel; ilk bakışta erkeklerden oluşan bir grubu çağrıştıyor olsa da, üç Parisli kadın müzisyenden oluşan ve folk-rock sularında seyreden bir grup. Bu üç ablamız, "Please Her, Please Him" isimli ilk albümlerinin turnesi kapsamında bu akşam Salon'da. 

Tavır olarak Riot Grrrl damarından beslenen ve müzik piyasasındaki erkek egemenliğine başkaldıran Theodore, Paul & Gabriel keşfedilmeyi bekliyor.

Theodore, Paul Gabriel - Silent Veil

Theodore Paul & Gabriel - Winter

Daft Punk bomba gibi geliyor


Daft Punk muhtemelen bu senenin en bomba albüme imza atacak. 21 Mayıs'ta çıkacak albüm "Random Access Memories" ismini taşıyor. Albümün yapım sürecinde Daft Punk'a destek verenler arasında; disko müziğin babası olarak bilinen "Giorgio Moroder" en dikkat çeken isim. Ayrıca "Todd Edwards" ve "Nile Rodgers" gibi önemli müzisyenler bu helva da benim de katsım olsun demişler. Anlayacağınız çok mühim bir albüm ile karşı karşıyayız.

Albümde yer alacağı iddia edilen onca feyk şarkının ardından dün gece "Get Lucky" isimli şarkı ile buluşmuş olduk. Bu şarkıdan alınan ilk izlenin ve başarılı albüm tanıtımlarından sonra Daft Punk'un tarihinin en başarılı albümüne imza atışına şahit olabiliriz.


Daft Punk Feat. Pharrell - Get Lucky

Camera Obscura baharı


Bazı gruplar sizin için önemli bir anlam taşır. Benim için de Camera Obscura o isimlerden biri. Şarkılarında her daim baharın o parlak güneşini bulduğum Camera Obscura 4 yıllık aranın ardından geri dönüş yapıyor. 4 Haziran'da çıkacak "Desire Lines" albümünden bir şarkı yayınlandı. "Do It Again" isimli şarkı insana yaşam enerjisi aşılıyor. Bu grubun kıymetini bilin. Bilenler, bilmeyenlere anlatsınlar lütfen...

Camera Obscura - Do It Again

18.04.2013

Gitmek


Bitince, çekip gitmeli. Uzatmalarda gol atma hayaline kapılmadan, sessizce, efendice terk etmeli sahayı. İster bir iklim, bir şehir, ister bir aşk, bir insan, ister bir savaş, bir inanç olsun; yenilince, tüketince direnmemeli. Bırakıp gitmeyi, yaşanmış olanın güzelliğini korumayı bilmeli.

"Oya Baydar"


 
Fab Samperi - Listen Up

Capital Cities - Safe And Sound

17.04.2013

Kisses - Air Conditioning


2010 yılında yayınladıkları debut albümleri The Heart of the Nightlife ile iyi bir çıkış yakalayan LA'lı elektro pop ikilisi Kisses, 14 Mayıs'ta "Kid In LA" ismini taşıyan ikinci albümlerini yayınlıyorlar. Albümden çıkan yeni single "Air Conditioning" ismini taşıyor ve tıpkı ismi gibi serinletici bir etki yaratıyor. Evet söz sende yeniden 80'ler.


HAYAT VAR


Yeni kuşak Türk Sinemasının yükselen değerlerinden biri Reha Erdem. Onunla tanışmam üniversite yıllarımın başında şimdilerde düğün salonu olmuş Ankara Kolej'de bulunan Konak sinemasında olmuştu. Toplam 2-3 kişiyle birlikte izlediğim "Kaç Para Kaç" filmi Türk Sineması'na gümbür gümbür gelen güçlü bir yönetmenin mesihliğini yapıyordu.

2008 yapımı Hayat Var, imge ve derinlik anlamında çok güçlü bir film. 14 yaşındaki Hayat'ın ergenliğe geçiş sürecinde yaşadığı sancıları: Çekip gitmiş, bir polisle evlenip yeni bir çocuk yapmış bir anne; hayata küsmüş ve hayatı boşlamış gemilere hayat kadını götüren, esrar kuryeliği yapan, gizli eşcinsel bir baba; hayatını oksijen tüpüne bağlı geçiren yatalak bir dede eşliğinde izliyoruz. Koca koca gemiler arasında ezilen bir kızın hayatına misafir oluyoruz. Hayat yalnızlığa alışmış, içinde kopan fırtınalara rağmen teselliyi babasının hediye ettiği oyuncakta arıyor. Suskun hayatını, ait olduğu garip dünyanın girdabına bırakmış, gerçekliğin hayal dünyasında kül kedisi rolünü üstlenip çoktan teslim olmuş akıp giden hayata. Tıpkı babasının filmde dediği gibi "Good Fish, good girls..Welcome to İstanbul!


Fonda alıştığımız İstanbul'un aksine arabesk şarkılar eşliğinde kıyıda köşede kalmışların yaşadığı bir su şehri portresi izliyoruz. Her biri karpostal güzelliğinde müthiş deniz çekimleri, dış seslerin inanılmaz bir zenginlikte kullanılması ve adeta rolünü yaşayan genç oyuncu Elit İşcan'ın dudak uçuklatan performansı görsel ve işitsel bir şölen sunuyor izleyenlere. Ayrıca Hayat'ın okul ve ev yaşantısında çevresindeki karakterle ilişkileri, akıp giden sürreal imgeler filmin hikayesine güç katıyor. Bu hikayelerden her biri kendi içinde barındırdığı güçlü ve tutarlı yapı ile öyküyü hep canlı tutuyor.

Hayat Var'ın 2010'daki SİYAD Ödülleri'nde En İyi Film seçilip En İyi Yönetmen ve En İyi Kurgu dallarında da birinci olduğunu, 45. Altın Portakal Film Festivali'nde ödül aldığını, 28 İstanbul Film Festivali'nde FIPRESCI ödülü kazandığını, 3. Yeşilçam Ödülleri'nde En İyi Film seçilip Elit İşcan'a En İyi Genç Yetenek ödülü kazandırdığını ekleyelim.


Sanat Filmi yapmak gayesi ile abuk sabuk işlere imza atan birçok yönetmenin aksine Reha Erdem'in tek amacı inandığı filmlere imza atmak ve bu işide oldukça güzel yapıyor. Son filmi Kosmos ile yine başka bir dünyaya dalan Reha Erdem her ne kadar tarz olarak Jean-Pierre Jeunet benzerliği taşıyor izlenimi yaratsada, onun Türk Sinema'sındaki yeri ve özgünlüğü tartışılmaz.
İzledikden sonra insanın aklından silinmeyen kimi sahneler ve müzik eşliğinde Hayat Var'ın kısa özeti filmde çalan Orhan Gencebay şarkısında açıklanıyor aslında. Evet cidden heryerde iyi yada kötü olsun bir hayat var..

"Gün gelecek isyan edip, niye doğdum diyeceksin
Gün gelecek isyanına kahkahayla güleceksin."


Orhan Gencebay - Aklım Takıldı

16.04.2013

Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı?


Defalarca kendi kendime sormuştum "Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı?" İlkokul sıralarında öğretilen devlet aritmetiğine inat binlerce kilometre, içinde her gün bambaşka hikayeler doğan onlarca şehir, duyguların diğerine iltica ettiği hükümsüz ülke sınırları, kendi dalgalarında boğulan rengarenk denizler, dillerin, dinlerin, cinsiyetlerin birbirine karıştığı sokaklar, metrekareye bilmem ne kadar insan düşmeyen hüzünlü yollar.

Sahi "Gitmek mi daha zor yoksa kalmak mı?" 

My Brightest Diamond - Gone Away

DeVotchKa - Venus in Furs

Enola Gay


Orchestral Manoeuvres In The Dark kısaca OMD, 80'li yılların synth pop yapan güzel gruplarından biriydi. Özellikle Enola Gay isimli parçaları o dönemin klasiklerinden biri olarak hala keyifle dinlenir. Tek amacı dünyaya demokrasi ve barış getirmek! olan Sam Amca'nın 6 Ağustos 1945'te Hiroşima'ya attığı ilk atom bombasının adı Little Boy, 3 gün sonra Nagazaki'ye atılan diğer bombanın ismi adı ise Fat Man'di. Pilot Paul Tibbet yönetimindeki B-29 Superfortress model bombardıman uçağının ismi ise Enola Gay idi.


OMD - Enola Gay

15.04.2013

Justin Bieber gerzekliği


Justin Biber'in hız kesmeyen gerzeklikleri tam gaz devam ediyor. Anne Frank'ın Hatıra Defteri kitabını bilirsiniz. Nazi Almanya'sının en vahşi dönemlerinde, ailesiyle Amsterdam'da saklanan Anne Frank'ın o döneme ait gözlemlerini kendi diliyle yazdığı bir günlük. İşte medya starımız Bieber, şu an müze olarak kullanılan o evi ziyaret etmiş. Buraya kadar herşey normal diyebilirsiniz. Süperstar'ımız hızını alamamış ve ziyaretçi defterine şunları yazmış: "Burada olmak gerçekten çok etkileyici. Anne harika bir kızdı. Şayet yaşıyor olsaydı, o da Bieber hayranı olurdu."

Sanırım şan, şöhret ve para bu ergen güzelini çoktan yoldan çıkarmış. Biri bu gerzeğe dur demeli artık. Yoksa kendini bir halt sanmaya devam edecek.

Empire Of The Sun - Alive


Yeni albüm çıkaracaklar kervanına eski dostlarımız "Empire Of The Sun"da katıldı. "Ice On the Dune" ismini taşıyan albümden ilk çıkan single; arabada 5,evde 15 temalı "Alive"...

Yeni PSY videosu gelmiş


"Gangnam Style" gibi anlamsız bir şarkıyla YouTube'de 1.5 milyarlık izlenme rakamına ulaşarak rekor kıran Güney Koreli şarkıcı PSY'ın yeni şarkısı "Gentleman'ın videosu yayınlanmış. Şarkı yine 18 saatte 10 milyon kişi tarafından izlenmiş. Haliyle yeni videoda aramadığın tüm saçmalıklar var. Şimdi Kuzey Kore'nin neden Güney Kore'ye savaş açtığı çok iyi anlayabiliyorum. PYS sen başlı başına bir savaş sebebi olursun. Ne diyebilirim ki sana  PYS, umarım Margaret Thatcher'ın helvasını yemek sana nasip olmaz...

Kirlenen, ucuzlayan ve popülizme yenilen yeni müzik dünyası. Ya dünya başka tarafa gidiyor ya da ben...

Biraz da sinema - Submarine


Submarine martıların bile sıkıntıdan intihar ettiği Büyük Britanya'nın rüzgarlı bir deniz kasabasında yaşayan 15 yaşındaki entellektüel ergen Oliver'ın anne ve babasının evlilik sorunları ile Jordana isimli kız arkadaşı arasında yaşanan duygusal karmaşaları anlatan çok sıcak bir film.

The IT Crowd dizisindeki komik Moss karakteri ile tanınan Richard Ayoade'nin ilk yönetmenlik denemesi olan Submarine, Galli yazar Joe Dunthorne imzalı aynı adı taşıyan romandan uyarlanmış. Göz kamaştıran kurgusuyla dikkat çeken film üç bölüm halinde bir prolog ve epilog şeklinde gayet yenilikçi olmuş. Oliver rolüne adeta can veren Craig Roberts'ın önderliğinde, diğer karakterlerin oldukça parlak performansı, ironik diyaloglar, filme çok güzel bir hava katan pastel renkler, sarsıcı görsel kareler ve büyüleyici geçiş sahneleri ile film baştan sona yormadan su gibi akıp gidiyor.


Filmin etkileyici müziklerini Arctic Monkeys grubundan tanıdığımız Alex Turner'ın yaptığı film tıpkı bir kasedin A" ve B yüzü" gibi ikiye ayrılmış. Kasedin A yüzü yaşanan ilişkinin heyecanlı kısmını anlatırken, B yüzü ise depresif ve karanlık yününe vurgu yapıyor. Ergen olmanın dayanılmaz zorluğu üzerine çok güzel film olan Submarine kesinlikle izlenilmeyi hakeden ve çekinmeden başkalarına tavsiye edilebilecek rüya gibi bir film.

Yaşamasını bilene aşkın "E" hali her zaman güzeldir be kardeşim. Turgut Uyar'ın dediği gibi "Haydi durma, göğe bakalım".


Alex Turner - Stuck On The Puzzle

Alex Turner - Piledriver Waltz

Büyümek


”Büyümek” denir adına. Benliğini içeri çekersin. Saklarsın yaralı kalbini, gözyaşını içine akıtırsın.. Perde üstüne perde çekersin kimsesiz odanın penceresine.. Perde üstüne perde çekersin çocuksu düşlerine, aykırılığına, içinden konuşmalarına.. Büyümek dedikleri aslında, bu korkunç boşlukta hep üşümektir…

"Cezmi Ersöz"

Günün dinleme önerileri: 

- Leo Ferre "Le Chien"
- Radiohead "Karma Police"
- The Cure "A Night Like This"
- Shed 7 "Why Can't I Be You"
- Miles Davis "Hight Speed Chase"

Günün Filmi:


"Z" Yön: Costa-Gavras (1969)

Politik sinemasının en güzel örneklerinden biri olan bu filmin ünlü Yunan yönetmeni Costa Gavras, geçtiğimiz günlerde Emek Yıkılmasın eyleminde önemli mesajlar vermişti. Kısaca filmin hikayesini özetlersek: Yves Montand’ın cinayete kurban giden önemli bir politikacıyı oynadığı film, 1963’te öldürülen Yunanlı solcu activist Gregoris Lambrakis’in hikayesinden esinlenmiş. Costa-Gavras’ın 1960'lar sonunda çok ses getiren bu politik filmi Raoul Coutard’ın görselleri ve Theodorakis’in müziğiyle zenginleşiyor.

Hisli bir adamın dediği gibi: "Halk aşksızsa, sokaklar banka dükkanlarıyla doludur."

Hepinize Mutlu Pazartesiler..

Shed Seven - Disco Down

Shed Seven - She Left Me On Friday

14.04.2013

Diri Gömülen


Dünya, tüm insanlar, gözümde bir oyuncak, bir rezillik, boş ve anlamsız bir şeydir. Uyumak, bir daha uyanmamak istiyorum, rüya görmekte istemiyorum.

Sizler, gerçekte yaşadığınızı zannediyorsunuz. Elinizde hangi sağlam kanıt ve mantık var? Ben artık ne bağışlamak, ne bağışlanmak, ne sola, ne de sağa gitmek istiyorum. Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum.

Hayır, kendi yazgımdan kaçamam. Başıma gelen bu delice düşünceler, bu duygular, bu gelip geçici hayaller bir gerçek değil midir? Her ne olursa olsun, benim mantıklı düşüncelerime göre, bunlar daha doğal ve daha az yapmacık geliyor. Özgür olduğumu zannediyorum. Fakat alınyazım önünde en ufak bir direnme gösteremiyorum. Dizginlerim onun elinde. Beni o yana bu yana çeken odur.

Alçaklık, hayatın alçaklığı! Ne elinden kaçabiliyorlar, ne bağırabiliyorlar. 

Ahmak hayat!

"Sâdık Hidâyet"


Wilco - You and I

Frida Hyvönen - Dirty Dancing

Don't Swallow the Cap


Tinderstick'e uzaktan akraba, Interpol'a iç güvey ve sevdiğim gruplar arasında yer alan The National'ın yeni albümü "Trouble Will Find", 21 Mayıs'ta çıkıyor. Albümden tadımlık isterseniz Don't Swallow The Cap şarkısına göz atıyoruz. Bu arada bir hatırlatma The National bu yaz İstanbul'da olacak. Kaçırmamak lazım.

The National - Don't Swallow the Cap

12.04.2013

Aç kapıyı Veysel Efendi


Ekonomiden psikolojiye, kimyadan felsefeye, arkeolojiden, mitolojiden bitki bilimine, kutsal kitaplardan astrofiziğe, kartpostalların arkasına kadar okudum ben. Otobüsle giderken neon ışıklarını, duvar yazılarını okudum. Müzik dinledim ve ne çok insan dinledim.

"Lale Müldür"

Aç kapıyı Veysel Efendi, artık kaçıyorum....

Esin Afşar - Zühtü

Selda - Yaylalar

Zaman makinesi buldum ama...


Bugün gazetelerde ilginç bir haber vardı. İran Stratejik Buluşlar Müdürü Ali Razeghi, zaman makinesi icat ettiğini öne sürdü. Yaklaşık 10 yıldır bu proje üzerinde çalıştığını belirten Razeghi, makinesini şöyle tarif etti: "Dizüstü bilgisayar boyutunda. Bazı karmaşık algoritma sistemleri aracılığıyla kullanan kişinin 5-8 yıl arasında yaşayacağı şeyleri yüzde 98 doğru tahmin ediyor. Bir dokunuşla gelecek hakkında bilgileri yazılı olarak kullanıcıya sunuyor. Sizi geleceğe götürmüyor ama geleceği size getiriyor."

İcadının İran için çok faydalı olacağını söyleyen Razeghi "Bir başka ülkeyle savaşı ya da petrol ve yabancı para birimlerinin değerindeki değişimleri öngörebilirler" dedi. İranlı mucit, icadını dünyayla paylaşmayacağını söyledi. Çünkü ona göre, Çinliler bu fikri çalıp bir gecede milyonlarca kopyasını yapabilirler. Ayrıca Ali Razeghi, makinenin dini yönden caiz olduğunu savundu.

MGMT - Time to Pretend

Sparklemotion - Time After Time

11.04.2013

Müziğin Che Guevera’sı


Ian Curtis, müziğin Che Guevera'sı. Curtis belki de anti-rockstardı ve bu yüzden en özel rockstar'lardan birisi. Çok kısa hayatına iki mükemmel albüm, bolca acı ve çözemediği sorular sığdırdı. Kendisini canlı izlemek çok az şanslı kula nasip oldu ama kendisinden önceki kimseye benzemiyordu, kendisinden sonraki herkesi de etkiledi.

"Çetin Cem Yılmaz"

Joy Division - Love Will Tear Us Apart

Joy Division - She's Lost Control

Toprak


Toprak, sevdiklerimizi aldığı için mi böyle güzel kokar?

"Turgut Uyar"


Midlake - Acts of Man

BRONZE - Deep Freeze

Demir Lady ve müzik


Yukarıdaki resim, Iron Maiden grubunun 1980 tarihli "Sanctuary" albümünün kapağı. Resimde grubun simgesi Eddie, Demir Lady Margaret Thatcher'ın boğazını kesiyordu. Evet Thatcher, Eddie'nin bıçak darbeleriyle değil, eceliyle aramızdan ayrıldı. Bir döneme damgasını vuran Demir Lady, bir kesim tarafından çok sevildi, diğerleri tarafından modern zamanların en bölücü ve yıkıcı başbakanı olarak görüldü. Uyguladığı sosyal politikalar yüzünden fakirden alıp, zengine verdi. Bu serbest piyasa ekonomisine geçiş dönemi ardında birçok enkaz bıraktı. Onu eleştirenlere göre, kitlesel işsizlik, kapatılan fabrikalar, toplumdaki sert kırılmalar hep onun eseri. Diğer bir açıdan bakarsak, bir bakkalın kızının geldiği bu nokta aslında büyük bir başarı öyküsü. Ölünün ardından kutlama partileri yapılır mı? Demir Lady'nin ölümünden sonra İngiltere'de bir kesim elllerinde şampanya bunu kutladılar.


İngiltere'de rock yıldızları ile Thatcher'ın yıldızı hiçbir zaman barışmadı. Punk "God Save The Queen" diyerek kraliçeyi hedef aldı. Dönemin ünlü grupları bu ilk isyandan ilham alarak, 11 yıllık iktidarı boyunca Thatcher'ın açtığı derin yaraları eleştirmekten çekinmedi. Yüksek işsizlik oranı, enflasyon, gelir dağılımındaki adaletsizlik, ırkçılık, grevler yazılan şarkı sözlerine için bol bol malzeme sağlamış oldu. Dönemin anorko-punk gruplarının şarkı sözlerindeki ortak düşmanı sadece Margaret Thatcher'dı. Müziğin politik mesaj verme gücü Demir Lady'ye savaş açmıştı.

Evet bir dönem Morrissey'in şarkılarında giyotine gönderdiği Thatcher öldü. Hefner grubu yıllar önce "We Love The City" albümünde "Thatcher öldüğü gün kahkahalar atıp, bu hiç doğru olmasa bile bütün gece şarkı söyleyip dans edeceğiz diyordu." Artık o gün bunu isteyenler için geldi. Geride onun bıraktığı derin yaralar açmış neoliberal politikalar, yine onu sevmeyenlerin bıraktığı bu yaralara ilaç niyetinde nefis şarkılar. İyi, Kötü ve Çirkin. Hayatın yazılı olmayan kuralı.

Thatcher karşıtı bazı şarkılar:

- Morrissey "Margaret on the Guillotine"
- The Specials "Ghost Town"
- English Beat "Stand Down Margaret"
- Pink Floyd "The Fletcher Memorial Home"
- Billy Bragg "Thatcherites"
 
The Specials - Ghost Town

10.04.2013

Kuzey Işıklarından Sıcak Ritimler


Cats On Fire

Kuzey Avrupa'nın buhranlı gençlerinin bir kısmı havasından mıdır bilinmez kendilerini metal müziğin en karanlık türlerine vurmuşken, özellikle İsveç örneğinde olduğu gibi bir kısmıda ülkelerinde sık görülmeyen güneşe inat naif bir indie pop anlayışını benimsemişler. Bu gruplardan birisi de Finlandiya'lı Smiths olarak görülen Cats On Fire. Grubun umut fışkıran şarkılarının arasında kendinizi bu soğuk kış aylarında bir papatya tarlasında bulmanız mümkün.

Cats On Fire - Letters From a Voyage to Sweden

Sambassadeur

Soğuk Kuzey Avrupa'nın bir diğer iç ısıtan ismi Sambassadeur. İsmini Serge Gainsbourg'un Les Sambassadeur şarkısından alan grup İsveç'in en büyük iki gölü arasında bulunan küçük bir kasaba olan Skövde 2003 yılında kuruldu. Benim için özel bir plak firması olan Labrador bünyesinde bulunan Sambassadeur müziği için anahtar kelimeler sanırım; nostalji, zarif ve naif olurdu. Bazen hayatın paradoksunu anlamak için satır aralarını okumak gerekiyor. Sambassadeur satır aralarına gizlenmiş nadide bir grup. Verdiklerini mesaj ise çok basit. Güzel bir dünya için özlemeye devam et ve umutlarını yüksek tut.



Sambassadeur - New Moon


The Radio Dept.

Bir diğer İsveç'li The Radio Dept. ismini kuruldukları şehirde bulunan bir benzin istasyonundan alıyorlar. Özelikle Lesser Matters isimli nefis albümleri ile iyi bir çıkış yakalayan Radio Dept. 2010 yayınladıkları Clinging To A Scheme albümü ile bıraktıkları yerden devam ediyorlar. 15 yılı bulan bir süredir bildikleri yoldan sapmadan ilerleyen The Radio Dept. inandıkları müziği yapmaya devam ediyorlar. Verdikleri mesaj ise; bana bir varmış de.. bir varmış bir yokmuş deme.. içime dokunuyor.

The Radio Dept. - Heaven's On Fire

Anlamak Yetmiyor



Anladım ki, sadece anlamak sevmeye yetmiyormuş. Belkide, bakın bunların hepsi gerçekti demeye korkuyor insan. Oysaki büyük tutkularım vardı devrik cümlelerle mutsuzluk üstüne. Kural değişmiyor; Filler tepişir çimenler ezilir.

The Embassy - It Pays To Belong

New Order - Let's Go (Nothing for Me)

9.04.2013

Sokak Kedisi Bob


Eylül 2012′de yayınlanıp çok kısa süre sonra 22 dile çevrilerek dünyada fırtınalar estiren “Sokak Kedisi Bob”un hikayesini duydunuz mu? Macera, Bob ve sahibi James’in yollarının 2007’de kesişmesiyle başlıyor. 

Bob’la karşılaşmadan önceki 10 yılını uyuşturucu bağımlılığı, küçük çaplı hırsızlıklar ve başarısızlık öyküleriyle geçiren James, Bob sayesinde sadakati, sevgiyi, uyumluluğu  ve mutluluğu bularak yaşamında bembeyaz bir sayfa açmış. Bob’un yardımlarıyla toplum tarafından yerleştirildiği “görünmez adam” statüsünden sıyrılmış, kediciğin ona kazandırdığı sorumluluk duygusuyla önce uyuşturucu bağımlılığından kurtulmuş, sonra da hem kendisine hem de Bob’a çok daha iyi bir yaşam sunmanın yollarını bulmuş. Fakat ikilinin hikayesi bu kadar kısa değil. Bob ve James’in Londra’nın acımasız sokak yaşamında yaşadıklarını, verdikleri varoluş mücadelesini ve hayatta kalma başarılarını heyecanla okuyacak, küçücük bir kedinin insan hayatını nasıl da değiştirebileceğine şahit oldukça hayata bakışınız değişecek. 


Bu güzel hayat hikayesinden anlıyoruz ki; bu dünyada herkes ikinci bir şansı hakediyor. Önemli olan da tıpkı James’in yapmayı başardığı gibi bu şansı fark edebilmek ve onun değerini bilmek.

Cats On Fire - Letters From a Voyage to Sweden

The Cure - The Love Cats

 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...