25.08.2011

Kuzey Işıkları


1975 doğumlu Erlend Oye kuzey ışıklarının en güzel yansımalarını sunan Norveç'in Bergen şehrinden tıpkı Jarvis Cacker gibi bir anti-pop kahramanı olarak dünyaya açıldı. Bu sıcak ruhlu kuzey insanını önce Röyksopp albümüne verdiği sesi ile tanıdık. On farklı şehirde farklı müzisyenlerle kaydedilen ve kendine özgü elektronik müzik anlayışını yansıttığı Unrest albümü, yanına Eirik Glambek Boe'yi alarak naif melodiler üzerine inşa edilmiş modern müziğin akustik manifesto projesi Kings Of Convenience ve son olarak Berlin'li saz arkadaşlarıyla kurmuş olduğu The Whitest Boy Alive. Bu kadar farklı ve çeşitli proje içerinde hiç bir zaman özgünlüğünü bozmadan hayat kurtaran çalışmalar çıkarmak için sanırım dahi olmak lazım. Evet bu Napoleon Dynamite kesinlikle bu sıfatı yıldızlı pekiyi ile sonuna kadar hakediyor.


Erlend Oye - Sudden Rush

Kings Of Convenience - Know How

The Whitest Boy Alive - 1517



24.08.2011

USTALARA SAYGI - The Wedding Present



The Wedding Present Joy Division ile başlayan, The Smiths ile doruk noktasına ulaşan bir dönemin son yüz metresini koşmuş bir efsane. 80'li yılların ikinci yarısında pop müzik tarihinin The Fall, Gang Of Four, Buzzcocks gibi isimlerinden ilham alarak yüksek enerjili gitarlar eşliğinde en garip aşk hikayelerini anlatan Wedding Present Indie müziğin görkemli bir tarifini yapmıştır. 1985 yılında Ada'nın bereketli Leeds yöresinde Lost Pandas grubunun küllerinden doğan Weddind Present enteresan kişilik David Gedge'nin önderliğinde bağımsız bir ruhla yola çıkmıştı. Hızlı gitarlar ve kırılgan aşk sözlerinin karışımının yapıldığı bir dizi single'ı kendi plak firmaları olan Reception Records etiketiyle basmışlardır. İlk albüm George Best İngiltere listelerinde 47 numaraya kadar yükselmiştir. John Peel'in radyo programında yer almaları ve Kennedy isimli single'ları ile takipçilerini artıran ekip, bu süreçte grup bünyesinde eleman değişikleri yaşamıştır. Her şeye rağmen büyük firmaların boyunduruğu altına girmeyerek ve amatör ruhlarını koruyarak saygınlarını her zaman korumuşlardır. Grubun tuhaf bir ruh ortaklığı kurduğu günümüzün en özgün müzik insanlarından biri olan prodüktör Steve Albini üçüncü albümleri Seamonster ile bu yolculuğa eşlik etmeye başlamıştır. Albüm yayınlanmadan önce Pete Salowka grupla yollarını ayırarak Ukrainians isimli grubu kurmuştur. 1992 yılında yine kendilerinden beklenmeyecek ilginç bir projeye imza atmışlar, yıl boyunca her ay bir single çıkararak bu single'ların İngiltere listesinde ilk 40'a girmelerini sağlamışlardır.

İngilizlerin efsane ve sorun yumağı futbolcusu George Best ismiyle yayınladıkları debut albüm görkemli bir parça olan "Everyone Thinks He Looks Daft" ile açılışı yapıyor. The Fall etkisinin yoğun bir şekilde hissedildiği "A Million Miles", tüm zamanların en favori Wedding Present parçalarından biri olan " My Favourite Dress", cayır cayır gitarların başrolde olduğu "Shatner", bir Buzzcocks parçası gibi tınlayan "All This And More", 14 parçalık Cd formatında yer alan bir Girls At Our Best cover'ı olan "Getting Nowhere Fast" ilk dinleyişte göze çarpan etkileyici çalışamalar. Bir süre Wedding Present projesini rafa kaldıran David Gedge kız arkadaşı ile Cinerama'yı kurmuştur. David Gedge ile alakalı olarak NME yazarlarından Mark Beaumont şunları söylemiştir. "Gedge İngiltere'deki en parlak ve asla değeri anlaşılmayan bestecilerin başında gelmektedir." Tekrar bir araya geldikten sonra 2005 yılında "Take Fountain" isimli bir albüm yayınlayan Wedding Present, son olarak yine Steve Ablini prodüktörlüğünde "El Ray" isimli bir albüm yayınladılar.

Ve George Best; İrlanda asıllı bu karizmatik kişiliğin İngiltere'nin en iyi futbolcusu olduğu inancı yaygındır. 60-70 arası 17 yaşında Manchester United formasını giymiş ve 18 yaşında milli olmuştur. Sağ açık olarak oynayan Best futbolculuğu kadar alkol tutkusu, düzensiz yaşamı ve güzel kızlara olan ilgisiyle hep gündemde olmuştur. İşte bu hızlı yaşamın sonucu 59 yaşında ölen efsanenin hayatı yine kendi sözleriyle şöyle özetlenebilir. "In 1969 I gave up woman and alcohol and it was the worst 20 minutes of my life"


The Wedding Present - My Favourite Dress



The Wedding Present - Getting Nowehere Fast




Total Futbol




Gerek müzisyen kişiliği, gerek futbola bakış açısı ve gerekse George Best hayranlığı ile her zaman takdirimi kazanmış değerli insanlardan biri olan Ali Ece'ye Total Futbol isimli blogunda yazmış olduğu övgü dolu sözler için tüm HappyBlueMondays takipçileri adına teşekkür ediyorum. Bilgenin dediği gibi kaliteli müzik her zaman hayat kurtarır. Hayat zaten futbola benzemiyor mu? Hiç bir zaman topun nereden geleceğini bilemiyorsun.


The Devoted - I Love George Best




23.08.2011

3 Şarkı, 1 Video





Ben eskiden hep acıkırdım
Alıp başımı ekmeklere giderdim



Future Islands - Balance

tUnE-yArDs - Gangsta (Ad-Rock remix)

Poolside - Harvest Moon


The Decemberists - Calamity Song Video


22.08.2011

Bir Tel Cambazının Batıl İnancı



"Bir güvercin, aynı diğer canlılar gibi kutuya konulup, kutunun içinde bulunan düğmeye bastığında ona bir parça yem veren kapak açılırsa, düğmeye bastığı için ona bir ödül verildiğini zamanla öğrenir.

Düğmeye basar, yem kapağı açılır ve gidip ödülünü alır.

Ancak bu aşamadan sonra yem kapağı 30 saniyede bir açılacak şekilde ayarlanırsa düğmeye basmamasına rağmen kapağın açılmasına güvercin şaşırır. Ödül almak için ne yaptığını düşünür ve kapak her açıldığında ne yaptığına bakar, eğer kanat çırpıyorsa kanatlarını çırptığı için ödül verildiğini zanneder ve sürekli olarak kanatlarını çırpmaya başlar. Eğer yürüyorsa, yürüdüğü için ödül verildiğini zanneder ve sürekli olarak ödül için yürümeye başlar.

Oysa kapak zaman ayarlı olduğu için açılmaktadır.

İşte bu duruma Güvercinin Batıl İnancı deniyor."




Ne zaman aklıma esse bir Haymatlos misali daha Haliç'deki sisler kalkmadan alıp başımı batıl inançlarımın peşinden gidiyorum. Hafta sonu değerli dostlarımla geleneksel İstanbul buluşmamızı yaptık. Anlamlı anlamsız sohbetler, belli belirsiz mekanlar eşliğinde saatler su gibi akıp geçti. Her İstanbul'a gelişimde garip bir ruh haline bürünüyorum. Sanki yıllardır burada yaşıyorum ve hiç ayrılmamışım bu şehrin bulutlu dar sokaklarından. Her A
smalımescit'in tarumar edilmiş sokaklarından geçtiğimde Fikret Adil'in bohem ruhu beni çağırıyor. Biliyorum beni bu hayallerim mahvedecek bir gün ama olsun. Turgut Uyar'ın dediği gibi Benim Dengemi bozmayınız diyerek ustanın "Tel Cambazının Rüzgarsız Aşklara Vardığını Anlatır Şiirine" kulak kabartıyoruz.


Önce istanbul vardı o yoktu
sonra birgün çıktı geldi
bütün kapılar yerini buldu
önce gözlüklerini çıkardı pencereye koydu
çantasından sigara paketini çıkardı koydu
yalnızlığını çıkardı koydu
o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından

Adı kimseye lazım değil

İstanbul coğrafyada ışıksız bir şehir
tuttu ay ışığını parçaladı
her sokağa birer parça dağıttı
o tanrı mıydı sanki -Haşa-
ama gönlü öyle istedi öyle yaptı
o zaman bütün aşklar bütün bulutlar geçti aklından

Adı kimseye lazım değil

bu macerayı durup size anlatacak
bir yanda koca istanbul
bir yanda o
bir yanda en allahsız şarkılar
bir yanda edirnekapı
vitrinsiz dükkanlar ve dut ağaçları
neden bütün insanların birbirini sevmesi gerektiğini
bir gün saat üçte köprüde anlayacak
saat üçte hepimizde gizli tanrıyı
bulup çıkaracak meydana
o zaman üç gemi İtalya'ya kalkacak
üç gemi Norveç'e
birisi pancar küsbesi götürecek
öbürü bir aşk kaçıracak gümrüksüz
bir gün saat üçte köprüde
üç martı insanlara bakıp imrenecek
bir adam iri bir lüfer çıkaracak denizden
işte o zaman bütün aşklar ve bulutlar geçecek aklından

Adı kimseye lazım değil...



Firewater - Electric City



Replikas - Gulyabani Müzik

18.08.2011

When Routine Bites Hard


Hani kimi buluşmalar vardır sevdiğinle, ruhun senden bir adım önde gider. Ertesi gün onun geleceğini bilirsin. Ayrılık uzun sürmüş, bu sefer bir başka özlemişsindir. Akşamdan en güzel kıyafetlerini denersin üstünde, sonrada güzelce katlayıp bir köşeye bırakırsın. Soğuk bir Ankara gecesinde gözüne uyku girmez, sürekli onu düşünürsün, cadde dolusu plan yaparsın beyninde.

Ertesi gün günün ilk ışıklarıyla uyanırsın, o gün güneş bir başka taraftan doğmuştur senin için sanki. Saatlerce hazırlanırsın daha güzel görünmek için onun gözüne. En sevdiği kokuyu ıslak gökyüzü misali boşaltırsın üzerine. Aynaya defalarca bakıp, saatler öncesinden çıkarsın evden. En sevdiği beyaz çikolatayı alıp, tren garına koşarsın.

O gün garların safran hüznü yoktur orada. O yıkık dökük peron Taç Mahal ihtişamına bürünür birden. Zaman geçmek bilmez, saatler günlere, dakikalar saatlere dönüşür sanki. O tren düdüğü birden dünyanın en tatlı melodisi gibi gelir kulağına. Kaçıncı vagondadır bilmiyorsun ya volta atarsın peronda. Ve kapıda onu görürsün aniden. Sanki renklerin acelesi vardır, en çokta kırmızının. Yüzün kırarır birden siyah önlüklü bir ilkokul öğrencisi misali. Sarılırsın defalarca, her sarılmanda dünyayı kucaklıyormuş gibi hissedersin. Artık soğuyu hissetmezsin, kalbinde başlayan sıcaklık tüm bünyene akar sıcak su misali. En bakir duyguların kabarır onun yanında. Aşkın en organik hali yaşanır o gün. Saatlerce mutfaktan çıkmak istemezsin, sadece yemek değildir yaptığın. Biraz senden, biraz ondan içine her şeyi katarsın o yemeğe mutfakta. Ona sarılıp uyumak sanki ana rahmine geri dönüş mutluluğundadır o gece. Onu uyurken seyredersin, uyanıkken seyredersin ama yinede doyamazsın izlemeye. Saçları bir başka kokar her seferinde. Sabah beraber uyanırsın, tıpkı akşam beraber uyuduğun gibi. Ona kahvatlı hazırlamak dünyanın en zevkli işidir senin için. Bütün bunlar nedir bilirmisiniz ; bunun adına aşk diyorlar. Elbette anlayana.



Stanton Miranda - Love Will Tear Us Apart

Jose Gonzalez - Love Will Tear Us Apart

Broken Social Scene - Love Will Tear Us Apart

Video : Low - Especially Me



Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin


Low - Especially Me



10.08.2011

I Break Horses - Winter Beats


Bir zamanlar çok sevdiğim bir kadın bana tanıdığım en bilgili, en donanımlı adamlardan birisisin ama potansiyelinin farkında değilsin demişti. Potansiyelinin farkında olmak nedir? Ve neden kadınlar bir adamın seni sen yapan özelliklerine aşık olup, sonra o özellikleri senden almaya kalkıyorlar.


I Break Horses - Winter Beats

8.08.2011

YAKIN GEÇMİŞ - NEON NEON


2008 yılında euro disco, new rave, italo disco gibi müzik türlerini harmanlayarak tematik bir 80'li yıllar filmi gibiydi Neon Neon'un Stainless Style albümü. Proje yeni gibi gözükse de tanıdık iki simadan oluşuyor; Ada müziğinin lo-fi dinleyicileri arasında önemli bir hayran kitlesi bulunan Galli grup Super Furry Animals'ın elebaşı Gruff Rhys ve elektronika ile hip-hop senteziyle kafayı bozmuş Boom Bip aka Bryan Hollon. Bu Ortaklığın temelleri ise esas itibariyle 2005 tarihli Boom Bip albümündeki bir şarkıyı Rhys'ın okumasına dayanıyor. İkilinin 2006 Yılı Ekim ayında "Dolorean"olarak temellerini attıkları projenin üretim süreci içerisinde bu farklı öznelerden ve türlerden birer tutam örnek sunmaları bu kaydın ana omurgasını oluşturuyor. Stainless Style ötelenmiş 80'lerin müzikal birikimini günümüze taşıyan çok boyutlu bir kayıt. Albümü adadıkları ve her şarkıda farklı bir hikayesinin anlatıldığı isim ise John Delorean. Amerikan otomotiv endüstrisine katkılarından dolayı "Futurist" ünvanı verilmiş tasarımcı patron Delorean Amerikan rüyasını 60'lı yıllarda bizzat yaşamış, spor araba tasarımlarından kazandığı paralarla otomobil kralı olmuştur. Türk filmi tadındaki hikayenin finalinde ise ünlü Back To The Future serisinde zaman makinesine çevrilen DMC-12(Kapıları yukarı açılan havalı otomobil) modelinin tutmaması, Belfast'ta açtığı fabrikanın kapanması, kokain ticareti yapmakla suçlanması ve 2005 yılında 80 yaşında parasız bir şekilde hayata veda etmesi bulunuyor.


Neon Neon – Raquel

Neon Neon – I Lust U


7.08.2011

Manchester Sound - The Hollow Men


İsmini Amerika'lı şair T.S. Eliot'ın 1925 tarihli ünlü şiiri The Hollow Men'den alan ekip İngiltere'nin Leeds yöresinden. The Hollow Men, 80'li yılların ortalarında başlayan müzikal yolculuklarında Inspiral Carpets ve The Charlatans U.K gibi gruplardan ilham alarak Manchester Sound içerisinde yer almışlardır. David Ashmoore (vocals), Choque (rhythm guitar), Brian E. Roberts (lead guitar), Howard Taylor (bass) ve Jonny Cragg (drums) beşlisinden oluşan The Hollow Men müziklerinde 60'lı yılların psychedelia gitar tonları ile 80'li yıllar Manchester sahnesinin acid house ritimlerini güzel bir kimya ile birleştirmeye çalışmışlardır. 1988 tarihli The Drowning Man parçası grubun müziğini anlamak için güzel bir başlangıç sayılabilir.


The Hollow Men - The Drowning Man




6.08.2011

Dünyanın son 36 pozu İstanbul'da



Magnum fotoğraf ajansının üyesi olan ve tüm dünyada "Afgan Kızı" fotoğrafıyla tanınan Steve McCurry Kodak'ın üretimini durdurduğu Kodachrome filmiyle tarihin son 36 karesini çekti. Kodak firması, uzun yıllardır fotoğrafçıların en gözde filmi olan; renkleri yansıtmadaki kalitesi ve dayanıklılığı ile ün yapmış Kodachrome filminin üretimine 2009 yılında artık son vereceğini duyurmuştu. Bunun üzerine bugüne kadar 1 milyon civarında fotoğraf karesinde hep Kodachrome kullanmış McCurry firmadan son filmi istemiş ve 36 pozluk son filmiyle yaşadığı New York'u, yıllarını geçirdiği Hindistan'ı ve İstanbul'u çekmeye karar vermiş. İşte bu kareler bugünlerde ilk kez İstanbul Modern'de sergileniyor. Sergi 4 Eylül'e kadar gezilebilecek. Şahsen ben gezdim ve fotoğrafın tarifsiz imgeleme gücüne şahit oldum.


Air France - It Feels Good To Be Around You

2.08.2011

Suriye’nin sökülen ses telleri



Eduardo Galeano'nun koca bir kıtanın nasıl talan edildiğini, beş sömürge ve emperyalizmin geçmişini çarpıcı bir dille, bilimsel verilere dayanarak ve tüm gerçekliğiyle anlattığı Latin Amerika'nın Kesik Damarları isimli bir kült kitabını duymuşsunuzdur. Malum Ramazan ayındayız İslam inancına göre kan dökmenin günah olduğu bir ay. Ama Suriye'de Esad yönetiminin Hama'da giriştiği katliam ise yenilir yutulur cinsten bir olay değil. Topçu ve tank ateşiyle uyanılan bir kentte insanlık dramı yaşanıyor. Tıpkı Kanat Atkaya'nın bugünkü yazısında yazdığı gibi şimdi ise tüm acı gerçekliğiyle Suriye'nin sökülen ses telleri var. İşte O yazı :


"Ey Beşar! Ey yalancı!

Sana da söylevlerin de lanet olsun!
Özgürlük geldi kapıya dayandı.
Haydi Beşar, haydi ikile!

Bir süredir Suriye'nin en popüler ve en tehlikeli şarkısının sözlerinin bir bölümü böyle.
Kendi halkını katleden Beşar Esad'ın ve katil sürüsünün duymaya katlanamadığı bir şarkı bu.
Geçen ay Hama yakınlarında cesedi bulunan İbrahim Quashush (Kaşuş) kimilerine göre bu şarkıyı meşhur eden yazan kişiydi, kimilerine göre sıradan bir genç adam.
Eğer İbrahim'in Asi Nehri kıyısında bulunan cansız bedenine bakacak cesareti
toplayabilirseniz, gırtlağının kesildiğini göreceksiniz.
Esad'ın katilleri "Haydi Beşar, haydi ikile"yi söylediği için kaçırıp işkence edip, ses tellerini kesip çıkararak öldürmüştü genç adamı.
Beyaz sayfa açmasına izin verilen Esad, o beyaz sayfayı İbrahim gibi yüzlerce vatandaşının kanıyla boyadı.
Durdu insanlık, süre tanıdı, "Reform yapacakmış canım" kafasını başka yere çevirdi.
Ramazan öncesi Hama'da ağır silahlarla katliama girişince "Bu kadar da olmaz canıım!" demeçleri geldi.
Aman ne cesur demeçler!
Aman ne korkmuştur Esad ve onun katiller sürüsü.
Burnumuzun dibinde komşumuzun ses telleri vahşice sökülürken sustuk bölgemizin lideri ve dünyanın yeni abisi olarak.
Ramazan öncesine denk gelen katliama kadar geçiştirdik, kafamızı kuma gömdük, egemenler korosunda yancı vokalist rolünü kabul ettik.
Kaldı ki, şartlar müsait olduğunda, yani "icabında" mangalda kül bırakmayız demeç üfürürken.
Sorun bakalım İbrahim'e "Samimiyetimizi görüyorsun di mi?" diye, bakalım cevap verebilecek mi sökülmüş ses telleriyle
Bu ayıp insan olana yeter.
Egemenlerin "çıkarlarımıza uygun besteler" seslendiren korosu yerine "Haydi Beşar, ikile!" diyen koroya katımalıydık.
Artık İbrahim affetsin bizi, insanlığı..."


Kanat Atkaya demişken hatırlayanlar bilir yıllar önce Kanat Atkaya ve Can Kozanoğlunun beraber sundukları "Arka Sayfa" diye bir program vardı. İkili tatlı bir sohbet eşliğinde her hafta bir başlığa el atarlar, kaliteli geyiğin, mizahın, kültürün sanatın, en güzel DVD ve kitap tanıtımlarının yapıldığı bir programdı. Hatırlıyorum da cuma akşamlarım koyu bir kahve eşliğinde bu ikili ile keyifle akıp giderdi. Programın sonunda The Smiths klibi bile izlediğimi hatırlıyorum. Öyle ki unutamadığım şu diyalogu her hatırladığımda gülerim.

Can Kozanoğlu : Özcan Deniz korku filmi senaryosu yazıyormuş. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Kanat Atkaya : Valla şimdiden korkmaya başladım abi, o derece yani, aman deyim.

Bu şarkıda senin için gelsin Beşar Esad...



Talking Heads – Psycho Killer

Masa da masaymış ha


Son günlerde Asmalımescit'te yaşanan sokağa taşan masa operasyonu ve zapıtanın eylem tarzı sanırım sokakta eğlenme kültürümüzü tekrar sorgulamamız gerektiğini düşündürüyor. İstenilen sadece bir badem bıyık bürokrat edasıyla hayata bakıp "Beyoğlunda gezersin boş sokakları süzersin" olsa gerek. Tıpkı Edip Cansever'in şiirinde olduğu gibi;

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.


Sokak demişken 80'lı yılların sonunda ezilenlerin, uçta duranların, aykırı olmayı sevenlerin yanında durmak felsefesiyle Tuğrul Eryılmaz ve gazeteci arkadaşlarının çıkardığı "Sokak" isimli bağımsız bir dergi vardı. Cesur ve sivri dili, etkili yazıları, sanat ve kültüre serbest bakışı ve zorunlu askerliğe hayır kampanyasına verdikleri destekle basın aleminde epey bir ses getirmişti o dönem için.

Ve sevgili Rosa Luxemburg'un dediği gibi "Sokak Kazanacak" eninde sonunda...

Twin Sister - Bad Street

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...