23.02.2014

Saksafon ve kedi




Konuk yazarımız Tuğçe Şeker yazdı..

Ufacık yuvarlak bir masanın yanında, ben sağa o sola doğru sandalyesini çevirmiş oturuyorduk. Ayaklarımı, oturduğumuz yeri bayır aşağı uzanan çimlerin olduğu kısımdan ayıran demir çitin üstüne dayamış, sandalyemi arkaya doğru esnetiyordum.

"Düşeceksin" dedi, boşta olan sandalyeye uzattığı ayaklarından birini diğerinin üstüne atarken. Sağlamcıydı o. Kendini geriye doğru atmayacak kadar düz otururdu.

"En az geriye esnemem kadar zevkli olurdu o düşüş" dedim. "Hiç olmazsa gülerdik."

"Gülerdin ama canın da acırdı. Canın acıdıktan sonra gülmenin bir anlamı yok" dedi küçümser bakışlarıyla.

"Asıl o zaman anlamı var. Ağlayacağım bir şey yüzünden acımasındansa, güleceğim bir şeye istinaden canımın acımasını tercih ederim"

Derin bir nefes aldı. "Garipsin biliyor musun? Seni ilk tanıdığım günü hatırlıyorum da..." Gülümsedi. Başını hafifçe öne eğip sanki göğsüne dökülmüş kırıntıları temizler gibi üzerini silkeledi.

"New Orleans'taydım. Caz sesi yükselen mekanların önünden geçiyordum. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilmeden öylece dolaşmıştım o akşam. Seni gördüm sonra. Üzerinde kısa deri bir ceket vardı. Yere çömelmiş ve tek dizini kaldırıma dayamış, saksafon çalan bir adamın yanındaki kedinin fotoğrafını çekiyordun. Saçların sol omzundan aşağı doğru uzanıyordu." Gözleri dalmış, sanki yine New Orleans'ta o sokakta bana uzaktan bakıyor gibiydi. "Biliyor musun?" dedi. "O fotoğraf hala odamın duvarında asılı."

Masanın üzerindeki sigara paketine uzandı. Başka bir marka almıştı. İlk kez onu farklı bir marka içerken görüyordum. Bakışlarımın olduğu yöne çevirdi yüzünü "3 ayrı dükkana baktım yol üstünde. İçtiğim sigara yoktu. Sanırım bugün hayat bana istediğim ve alıştığım hiç bir şeyi vermeyecek"  dedi.

Sandalyemi bir kez daha geriye doğru esnettim. "Hayat istediğin şeyleri değil, gerçekten hak ettiğine inandığın şeyleri verir sana."

"Seni hak ettiğime inanmıştım."

"Sen sadece beni elde ettiğine inandın. Bazen insanlar 'Tanrım bunu hak edecek ne yaptım?' diye isyan ederler. Ama hiç bir zaman içlerinde bulundukları o durumu hazırlayan koşulları, Tanrı'nın değil kendi seçimlerinin yarattığını bilmezler. Sen yaptığın her şeyi benim iyiliğim için yaptığına inandın. Oysaki kendi çıkarların yönünde hareket ettiğini kendin de en az benim kadar iyi biliyordun. Benim için çabalamanı istemedim ben. Sadece aynı şey üzerinde birlikte çabalamayı istedim"

Sigarasından çektiği son nefesi sanki kendi son nefesiymişçesine bıraktı. Gözleri yukarıya doğru yükselen dumanla birlikte tepemizdeki ağacın dallarına takıldı. Yavaşça yerimden kalkıp fotoğraf makinemi boynuma astım. Herhangi bir şey söylemeye niyetim yoktu ama demir çitin üzerinden atlayan kediyi görünce, "La vie en rose" dedim... Boğulurken, bir anda suyun üstüne çıkmış gibi gözlerini bana çevirdi. Suratında, gözlerini hastanede açan birinin karmaşası vardı sanki.

"New Orleans'ta beni gördüğün gece... Fotoğrafını çektiğim kedinin yanındaki saksafon çalan adam... La vie en rose'u çalıyordu" dedim.

Sadece gülümsedi. Düşmüşüm gibi...

 
Louis Armstrong - La vie en rose

1 yorum:

Söz Konusu Sanat dedi ki...

Samimi bir paylaşım, teşekkürler. Ayrıca saksafonun yanında bulunan kedili fotoğraf gerçekten çok hoş, sağolun. Saksafon Kursu İzmir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...