27.09.2013

Eylül toparlandı gitti işte


Turgut Uyar'ın dediği gibi ;

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar...

Parmaklarının ucuyla dünyaya dokunmak ve hayatın sadece o dokunuşa, yer ve gök arasındaki ufkun her zaman ertelenmiş olan ve her an ayırmaya çalışılan yara izine bağlı olduğunu bilmek. Ekim ayında görüşmek üzere.

Billy Ocean - Love Really Hurts Without You

Duygu sapması


Su hep başka yerlere doğru akar, insanlarsa hep kendilerine saplanıp kalır.

"Yves Simon"

Ailecek sevdiğimiz Kanadalı dream-pop, indie grubu Young Galaxy, yeni klip çektiği şarkısı ile 'Slepwalk With Me' diyor.

all Originals İstanbul


Modayı sokaklara taşıyan adidas Originals sanat, moda, tasarım ve müziğin en orijinal örneklerinin bir araya toplandığı parti geleneğini dördüncü yılında da sürdürüyor. all Originals Istanbul'un bu yılki sürpriz ismi, ünlü İsveçli grup Peter Bjorn and John. Parti 28 Eylül Cumartesi günü, KüçükÇiftlik Park’ta düzenleniyor. Umarım orada karşılaşırız diyerek, şimdi Peter Bjorn and John'a kulak verelim.

26.09.2013

Pink Martini zamanı


Pink Martini yepyeni albümleri 'Get Happy'nin Avrupa turnesi kapsamında bugün Ankara'da yarın ise İstanbul Kongre Merkezi'nde. Ailecek severek dinlediğimiz Pink Martini, Türkiye'deki hayranlarına güzel bir sürpriz yaparak 'Üsküdar' şarkısını 'Get Happy' albümlerinin arasına sıkıştırmışlar.  

Pink Martini - Amado Mio

Hippi Minibüsü




Çiçek çocuklar bir rüyaydı. Onların enerjisi sayesinde Vietnem savaşı daha erken bitti, zenci düşmanlığı geriletildi, saklı taşra faşizmi ortaya çıkarıldı, Fransa’da birkaç gün de olsa sokaklar ele geçirildi, alçak kariyeristler, taş kafa rektörler diz çöktürüldü, yeni ve eski kıtada eşcinsellere daha hoşgörülü davranılmaya başlandı. Bir gitar çığlığıyla Woodstock çayırında milyonlarca insan bir araya geldi. Hindistan’a, Tibet’e otostop’la bisikletle, hatta atla, deveyle katar katar “kontra-misyonerler” gitti. Sovyetler’in Çekoslovakya ve Macaristan işgalleri samimiyetle ve anında lanetlendi. Binlerce genç askere gitmektense hapse girmeyi seçti.


Sonra bu dönem bitti. Bu gençlerin bir kısmı dünyanın çeşitli kültürleri içinde sindirildi. Bazıları büyük kentleri terk edip pastoral bir yaşamı seçti, kimileri elçi, genel müdür, müsteşar filan oldu. Kimileri ise son hippiler olarak aramızda yaşamaya devam ediyorlar. 


O döneme dair özlemlerini her fırsatta dile getiren bir neslin her zaman standart bir hayali olmuştur. Şöyle çiçekli böcekli bir Volkswagen minibüs ile dünyayı dolaşmak. Hangimiz bu hayali kurmadı ki? Evet Radikal Gazetesi’nin haberine göre bu hayalin baş kahramanı, ilk defa 1947′de üretimine başlanan ve bir döneme damgasını vuran efsanevi ‘hippi minibüsü’ Volkswagen T2′ler artık tarihe karışıyor. Şu an sadece Brezilya’nın Sao Paulo şehrinde üretilen T2′ler, 2014′te üretim bandında yer almayacak. Volkswagen’in ikinci araba modeli olarak piyasaya sürülen T2, 1960′larda karşı kültür hareketi hippi’lerin dikkatini çekince ‘hippi minibüsü’ ismini almıştı.

Hayatın tuhaf ironiler barındırdığının en güzel kanıtlarından biri ‘Vosvos’ ve ‘T2′ nin faşist lider Hitler tarafından Alman Otomotiv Birliği’ne kurdurulan Volkswagen tarafından tasarlanan ilk iki model olması. Sonra bu arabalar dünyada özgürlüğün simgesi haline geliyordu. ‘Dünya değişiyor, insanlar kirleniyor ve sözde modernleşiyoruz. Keşke savaş kokan bu dünyada hala rüzgarlı havaların resmini yapabilseydik.

Jefferson Airplane -White Rabbit

Nevrozlar


Kişi kendi nevrozlarını yazmaz. Nevroz, psikoz; bunlar, yaşam geçişleri olmaktansa, süreç kesintiye uğradığında, engellendiğinde, tıkandığında içine düşülen durumlardır. Hastalık bir süreç değil, Nietzche örneğinde olduğu gibi, sürecin durmasıdır. Bu haliyle yazar da hasta değil, daha ziyade hekimdir, kendisinin ve dünyanın doktorudur. Dünya, hastalığın insanla karıştığı belirtiler bütünüdür. Bu durumda, edebiyat bir sağlık girişimi olarak ortaya çıkar.

"Gilles Deleuze"
 
Nirvana - Come as You Are

Dünyanın Bütün Sabahları



Gidiyor işte. TCDD'nin 313 sefer sayılı Georgia trenine bindi, gidiyor. Bu şehrin yağmurlu sabahlarını, cinayete kışkırtan gecelerini, uğultusunu, başdöndürücü hızını, sersem edici trafiğini, kahredici insanlarını, evlere baskın yapan armadillolarını geride bırakarak gidiyor. Daha yalın bir hayat yaşamak üzere uzaklaşıyor bu şehirden. Hayaletler ve gece kuşları bu gece onu Haydarpaşa'dan yeni bir hayata uğurluyorlar. Vedalaşıyor, el sallıyor. "Bye bye blackbird. Sende hoşçakal baykuş, karanlığın bilge kuşu." Tren ovaların içinden, dağ geçitlerinden, deniz kıyılarındaki sessiz kasabalardan geçti. Karanlıkta yol alıyor. Son durak Georgia.

" Katiliniz Şehirlerde Dolaşıyor"

Nancy Sinatra and Lee Hazlewood - Lady Bird

Belle & Sebastian - Le Pastie de la Bourgeoisie

Neşet Ertaş Cover'ları


Usta müzisyen Neşet Ertaş'ın en güzel şarkılarını söylemiş bazı önemli sanatçılar...

Cem Karaca - Kendim Ettim Kendim Buldum

Cem Karaca - Kendim Ettim Kendim Buldum

Barış Manço - Gönül Dağı 

Barış Manço - Gönül Dağı

Selda Bağcan - Tatlı Dillim

Selda Bağcan - Tatlı Dillim

Ceylan Ertem - Gönül Dağı

Ceylan Ertem - Gönül Dağı

Cem Karaca - Tatlı Dillim 

Cem Karaca - Tatlı Dillim

Erkin Koray - Kendim Ettim Kendim Buldum 

Erkin Koray - Kendim Ettim Kendim Buldum

Erkin Koray - Çiçek Dağı

Erkin Koray - Çiçek Dağı

25.09.2013

Copito de Nieve


Copito de Nieve (Kar Tanesi), sanırım bilinen tek albino goril. 1963 yılında doğduğu tahmin edilen goril, Kasım 2003'de cilt kanseri nedeniyle hayata veda etti. Daha doğrusu çektiği acının dayanılmaz olduğuna kanaat getiren doktorlar ötenazi uygulamak zorunda kaldı. Copito, o dönemlerde Barselona hayvanat bahçesinin, hatta tüm Barselona'nın simgesi haline gelmişti. Adına belgeseller çekildi, şarkılar söylendi.

Copito'nun bulunuşuyla ilgili değişik rivayetler söyleniyor. Bir iddiaya göre, avcılar tarafından bulunuyor. Bir başka rivayete göre ise, çiftliğine dadanan bir gorili silahla öldüren bir çiftçi, öldürdüğü gorilin cansız bedenine kenetlenmiş bir şekilde bulmuş Copito'yu. Copito, henüz bebekken, o sıralar İspanya sömürgesi olan Ekvator Ginesi'nde araştırmalar yapan bir bilim insanına 15 bin peseta karşılığında satılır. Daha sonra Barselona yolunu tutan Copito, 1967 yılında National Geographic dergisine kapak olunca istemediği bir şöhreti yakalar. Mavi gözleri, pempe derisi ve beyaz tüyleriyle çok değişik bir tür olan Copito'nun altısı hayatta kalan 21 yavrusundan hiçbiri albino olmamıştır. Hatta bu şöhreti çok seven hayvanat bahçesi yöneticileri bir beyaz goril daha olsun diye Copito'yu kendi yavrusuyla bile çiftleştirme denemesi yapmaktan çekinmiyorlar. Fakat bu yöntem aslan parçası Copito'ya sökmüyor. Copito ensest ilişkiyi reddediyor.


Copito öldüğünde geride ciddi bir hayran kitlesi bıraktı. Hatta Salvador Dali, Copito'nun ziyaretçilerinden birisiydi. Ölümünden sonra geriye tek bir soru kaldı. Hayatını bir şöhret olarak yaşayan Copito, şayet özgür bir hayat yaşamış olsaydı daha mutlu olur muydu?

Pixies-Monkey Gone To Heaven

Dünyayı Kurtaran Adam


Cüneyt Arkın: Daha ne bekliyoruz?

Aytekin Akkaya: Ne istersen yapalım.

Cüneyt Arkın: Haksızlığa karşı savaş!

Radikal Gazetesi'nin haberine göre; Çetin İnanç'ın, dünyanın en kötü filmleri arasında gösterilerek kült bir yapım haline dönüşen "Dünyayı Kurtaran Adam"ı, yeni müzikleri ve İngilizce dublajıyla California'da yeniden vizyona girecekmiş. Ne Superman, ne Batman, tek çare Dünyayı Kurtaran Adam...

David Bowie - The Man Who Sold The World

Sosyal ağlar ne kadar güvenilir?


Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen Facebook, Twitter ve onlarcası. Acaba bu sosyal ağlarda özel hayatımız ne kadar mahrumiyete sahip. İzleyelim, öğrenelim.


Özlüyoruz be büyük Usta


Bundan tam bir önce kaybettik büyük usta Neşet Ertaş'ı. 25 Eylül tarihinde İzmir’den üzücü bir haber geldi. Büyük saz üstadı, besteci ve söz yazarı “Bozkırın Tezenesi” lakaplı Neşet Ertaş hayatını kaybetti. Her ölüm erken ve her ölüm veda kokar derler. Fakat koca çınarın ölümü yüreklerde derin sızı bıraktı. Bağlama ve türkü denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Neşet Ertaş bu coğrafyanın yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından biriydi. Doğduğu Kırtıllar köyünde iki ses yükselirmiş hep. Ya biri yoksulluktan ağlar, ya bir diğeri sazının telini titretirmiş. O sazını derin derin ağlatmayı seçti.

O hep Neşet abi, Neşet emmi, Neşet dayı oldu. Hiçbir zaman “Neşet Bey” olamadı, işin doğrusu olmakta istemedi. Konser biletli mi olsun diye belediye başkanına “ben gençlerin cebindeki cigara parasına göz dikmem” demişliği vardır. Neşet’tir o. Tam 5.000 yıldır bozkırda ne biriktirebildiysek onu söyleyendir. O “gönülden gönüle giden yolların” adamıdır. Karacaoğlan dayısı Yunus Emre emmisi, Pir Sultan dedesidir. Hep duruşunda bir yapayalnızlık vardır. Bir dönem türküleri “tezek kokuyor” diye yasaklanan, “Ah yalan dünyada, yalan dünyada. Yalandan yüzüme gülen dünyada” diyip kimseye küsmeden bu dünyadan göçen bir gönül adamıdır Neşet Ertaş.

Nur içinde yat büyük usta…

Neşet Ertaş - Gönül Dağı

24.09.2013

A Slow Song


Bıktım bu dj'lerden
neden hep onların çaldığı oluyor
dosdoğru varacağım yanına
diyeceğim ki ona
diyeceğim ki
çal bize bir slow hava...

"Joe Jackson, A Slow Song"

 
Joe Jackson - A Slow Song

Cemali


90'lar denince ülkemizde bir pop müzik enflasyonunun yaşandığı bilinir. Meşhur olmak isteyen herkes o dönem pop müzik denen kurtarıcının kollarına sığınmıştı. Kimisi ünlü oldu, Allah yürü ya kulum dedi. Kimisi tarihin tozlu sayfları arasında silinip gittiler. O dönem pop müzik sektörüne bağlı olarak, bir de gurbetçi şarkıcı bolluğu yaşandı. Alamanya'nın kavga dolu sokaklarından gelen bu isimlerden bazıları paçoz müzikleri arasında acı vatana geri dönmek zorunda kalmıştı. Bu isimlerden San Francisco dolaylarından geldikleri söylenen Cemali, yaptıkları bir iki şarkı ile döneme dair derin izler bıraktılar. Sonrası ise tam muamma. Şimdi nerede oldukları bilinmiyor. En azından ben bilmiyorum.

Cemali - Duymak İstiyorum

The Rise and Fall of Ziggy Stardust


1972 tarihli "The Rise & Fall of Ziggy Stardust and the Spiders From Mars" uzaydan dünyaya düşen David Bowie'nin en etkileyici albümlerinden birisidir. Bir tarafta alıştığımız Bowie tarzı rock ruhu, diğer tarafta pop'un kırılgan yapısı. Çift cinsiyetli, uzaylı bir rock starı olan Ziggy Stardust, bu albümde glam rock denen müziğin tarifini yapıyor. Kırılgan bir vokal eşliğinde, tuhaf şarkı sözleri ve gitar ve yaylıların arsız birleşmesi. Bu albüm kimlere ilhan kaynağı olmadı ki? Joy Division'dan tutun, Suede grubuna kadar geniş bir liste yapılabilir. Tarihe malomuş ve asla eskimeyecek bir köşe taşı.

David Bowie - Ziggy Stardust

Seninle ben kalırız


Şimdi tutalım bu diriliği artık. Zamanıdır.
Zamanıdır. Nerdeyse kar başlar. Küçük kuşlar ölür.
Semerciler ve dilsizler ölür.
Seninle ben kalırız. Yeni bir yaşamaya.
Gökler ve kentler ufalır. Seninle ben kalırız.
O şarkı sanılan bir kavga halini alır...

"Turgut Uyar" 
 
Telepopmusik - Love Can Damage Your Health

23.09.2013

Plastik düşler



Adı konuşmamış bir yalnızlığın mağdur tarafıydı. İçinden şarkılar geçmeyen gri şehirlerde hapsolmuş bir hayatı kıyısından köşesinden yakalamaya çalışıyordu. Artık plastik bitkiler çiçek açmayı bırakmış, oyuncak kuşlar henüz uçmayı öğrenmemişti. Televizyonlardaki yetenek avcıları henüz onu keşfetmemişti. Oysa ki dünyada herkese yetecek kadar görkemli bir yalnızlığa sahipti. Sahte yüzler 'dünyayı kurtaralım' diye bangır bangır bağırırken, neden dünyanın içindekileri düşünmüyorlardı. Hayata son bir not düştü: ‘Yalnızlık hamili yakınımdır, lütfen gerekeni yapınız’.  Vurgun yemiş düşler arasında hayatının son rolüne soyundu. Aşk filmlerinin unutulan figüranı…

Radiohead - Fake Plastic Trees

Princess of Wales


Evlilikten beklentilerim herhangi bir evlilikten farklı değildi. Boşanmış bir ailenin çocuğu olduğum için daha fazla çaba sarf edecektim. Aynı şeyleri yaşayamazdım. Evlenirken kraliçe olmak başından beri hayallerim arasında değildi ki. Çok, çok uzaktım. Ben kalplerin kraliçesi olmak istedim.

"Prenses Diana"
 
Tindersticks - City Sickness

Blouse - Shadow


And when we break, we'll wait for our miracle.
God is a place where some holy spectacle lies.
When we break, we'll wait for our miracle.
God is a place you will wait for the rest of your life.


Blouse - Shadow

Üretken bir sanatçı: Ercan Kesal


Ercan Kesal son yılların en üretken sanatçılarından birisi. Onu Nuri Bilge Ceylan'ın 'Üç Maymun' ve 'Bir Zamanlar Anadolu'da' filmleri için yazdığı senaryolar ve oynadığı kısa rollerle tanıdık. Başrol oynadığı 'Küf' filmiyle en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Son olarak Mahmut Fazıl Çoşkun'un 'Yozgat Blues' filminde oynadığı rol ile önce İstanbul Film Festivali'nde, son olarak da Adana Altın Koza'da en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandı. Ercan Kesal aynı zamanda başarılı bir doktor. 


Yine Altın Koza'da en iyi film ödülünü 'Gözümün Nuru' filmiyle paylaşan 'Yozgat Blues', müzik öğretmeni ve şarkıcı Yavuz ve öğrencisi Neşe'nin bir tür tutunamanlar öyküsü olarak özetleniyor. Filmi izlemek istediklerim listesine şimdiden ekliyorum.

Cem Karaca - Resimdeki Gözyaşları

Memleket İsterim


Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun
Kış günü herkesin evi barkı olsun

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun...

"Cahit Sıtkı Tarancı"

Birbirini boğmak için can atan insanların arasında yine tedirgin bir Pazartesi sabahı. Yaşamak, sevmek, anlamak hiçbir zamanda bu kadar zor olmamıştı. 

Herşeye rağmen gönülden seven insanlara Mutlu Pazartesiler...

Rana Alagöz - Herşey Bitmedi Bitmez

22.09.2013

Uçurum


Öfkemiz sevgiye benziyor şimdi
Ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
Birbirine kenetlenmiş çöpler halinde
Bir otobüse biniyoruz, sahiden biniyor muyuz
Söyle, nerde "Göğe bakma durakları", nerde
Birinin elinde gazete ve süt
Gazete mi, evet gazete
Bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
Paramızı veriyoruz, üstünü alıyoruz, bozuk paralar
Cebimizde nikel
Cebimizde sarılmış ölüler halinde....

"Edip Cansever"

The Raincoats – No Side To Fall In

Blackbird Blackbird – Kings

Canım Kardeşim



- Bana bak, sana bir şey söyliyim mi?
- söyle
- kimseye söylemek yok ama!
- iyi ya söylemem.
- yemin et bakiyim.
- valla billa söylemem.
- ben ölücekmişim.
- ne var oğlum bunda yemin ettiricek?
- hiç ama abimle Halit abim 'duydun mu?' diye bağırdılar akşam bana. ben de korkudan 'duymadım' dedim.
- sen sahiden ölürsen bilyalar nolucak?
- ne biliyim ben.
- bana versene?
- iyi ya, ölünce abimden alırsın.
- yaşa ulan!

Black - Wonderful Life

Düşmemiş bir uçağın kara kutusu


Derisi kemiklerine yapışmış, yaşayan bir ölü asansörden çıkıp, hastanenin çıkış kapısına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Kocaman, pırıl pırıl Noel ağacının etrafında tekerlekli koltuklarında oturan pijamalı, sabahlıklı hastalar... Ziyaretçiler... Çocuklar bağırarak koşuyorlar. Tekerlekli koltukta oturan genç bir kız elini salladı:

'Yeni yılınız kutlu olsun Matmazel Tülay', dedi.

Çıktı, bahçeye geçti, bir sigara yakıp, nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam ett. Yüzü ölüm kadar soluk. On buçuk ay savaştığı ölüm kadar. Bir sigara daha yaktı. Cadde, vitrinler şıkır şıkır... Arabalar klakson çalarak geçiyor. Cumartesi gezmesine çıkmış inasnlar gülüyor... Gözlerini kapattı.

Karanlık bir denizde. Açılıyor. Kıyı gitgide uzaklaşmakta....

"Tülay German"

Tülay German - Kızılcıklar Oldumu

21.09.2013

Sen bana gelmeyince ben sana geldim


1971 kışıydı, Stockholm'deydik. İki konser vermiştik. Salondan çıkarken iki oğlan durdurdu beni. Çılgın bir fikirleri olduğunu, onlara katılıp katılmayacağımı sordular. Küçük kardeşleri Hannes, ertesi gün okulu olduğu için konsere gelememişti. Birlikte eve gitseymişiz, ben Hannes'in odasına girip 'sen bana gelmeyince ben sana geldim' diyerek onu uyandırsaymışım. Peki dedim, şehrin 20 kilometre dışındaki evlerine gittik. Hannes'i uyandırdım. Tahmin edilebileceği gibi, çok şaşırdı. Annesiyle babası da yataktan kalkıp geldiler. Çok hoş insanlardı. Sabah 5.30'a kadar mutfakta oturup politika konuştuk.

"Frank Zappa"
 
Frank Zappa - Don't Eat The Yellow Snow

20.09.2013

Vivre Sa Vie


Bence yaptığımız her şey bizim sorumluluğumuzda. Özgürüz. Elimi kaldırıyorum, ben sorumluyum. Başımı çeviriyorum, ben sorumluyum. Üzgünüm, ben sorumluyum. Sigara içiyorum, ben sorumluyum. Gözlerimi kapıyorum, ben sorumluyum. Bazen sorumluluğumu unutsam da hayat bu! Ve dediğim gibi, ondan kaçış yok. Yine de her şeye rağmen yaşamak güzel. Sadece hayatın tadını çıkarmaya çalışmalısın. Sonunda her şey olacağına varıyor

Ve hayat hayattır.

The Divine Comedy - Diva Lady

Ustalara Saygı : Suicide



Suicide punk ekseninde müzik yapan bir oluşum olarak nitelenmesine rağmen onları diğer punk gruplarından ayıran birçok özellik var. En başta iki kişiden oluşuyorlar ve bas, gitar, davul gibi temel düzenekleri kullanmıyorlar. Zaten bu konuda en güzel cevabı yaptıkları müziğin punk yada avangart müziğin ekseninde olmadığını, bunların çevresinden dolanarak New-York blues yaptıklarını belirterek veriyorlar sanırım.

Brookklyn’li Alan Vega ve Bronx’lu Martin Rev ikilisinden oluşan Suicide ucuz aletlerle rockabilly ve elecktronik müziği muhteşem bir şekilde harmanlayarak kaotik deneysel seslere ulaşıyorlar. Bu kaotik ses harmonikasını Alan Vega’nın karanlık vokali ve nihilist bir sahne şovu bütünlüyor. 1977 tarihli bu ilk albüm Dadaist akımın etkisi altında hipnotik bir sound sunuyor bizlere. Bu bağlamda geniş anlamda punk sınırları, dar anlamda tanımsız çizgi ötesi bir galaksiden yaşam hakkında kısa hikayeler anlatıyorlar. Albüm Alan Vega’nın kontrolsüz vokaliyle "America is Killing its Youth" diye haykırdığı “Ghost Rider” ile kışkırtıcı drum machine destekli tekin olmayan bir giriş yapıyor.”Rocket U.S.A” punk’ın en yaratıcı ve nihilist haline gösteriyor. 10 dakikalık süresi ile sınırları zorlayan “Frankie Teardrop” bize frankie adli beş parasız kalmıs, bundan dolayı delirip karısını ve çocuğunu öldüren ve kendisi de intihar eden bir fabrika işçisinin hikayesini anlatıyor.


İnsanda soğuk duş etkisi yapan bu şarkıda Alan Vega zaman zaman öyle çığlıklar atıyor ki,tabiri yerindeyse kanımız donuyor. Martin Rev’in minimal ritimleri ve yükselip alçalan synth sesleri özellikle bu şarkıda kendini açıkça gösteriyor. Albümün en rahat dinlenebilen parçası olan “Keep your dreams” 80’ler new wave ve synth pop müziğinin haberciliğini yapıyor. Suicide’ın en bilinen parçası olan “Cheree” ise tekinsiz erotik bir kabare sunuyor sanki. Suicide’ın beyni Alan Vega 1986 yılında New York’ta tek kişilik bir heykel sergisi açmış, David Bowie ve Philip Glass ile David Van Teighem’ın “Fair Accompli” balesi için hazırladığı kolaja yardım ederek asıl ilham kaynağının sanat olduğunu göstermiştir.

Suicide’ın boyutsuz elektronikası Birthday Party,Soft Cell, Sigue Sigue Sputnik, Spacemen 3, Royal Trux, Jesus ve Mary Chain ve hatta 2008 yılının en debutlarından birini yapan MGMT’ye kadar o kadar çok grubu etkilemiştir. Suicide bize Throbbing Gristle, Cabaret Voltaire gibi müziği sanatla iç içe sokmuş avangard oluşumları hatırlatsa bile kendine özgü kimliği ile ayrı bir boyutta duruyor. Grubun hayranları arasında Joy Division, R.E.M, Bruce Springsteen, The Sister Of Mercy, Black Flag gibi isimlerin olduğunu söylersek sanırım anlatmak istediğimiz daha net anlaşılabilir. Günümüzün popüler soundları olan no-wave, electroclash, electropunk özünde Suicide müziğinden izler taşıyor. Evet zeka geliştiren müzik nedir? sorusunun cevabıdır Suicide. Ve bu cevap 30 yıldır bir tokat gibi yüzümüze çarpmaya devam ediyor.

Suicide - Ghost Rider

Aktedron Fikret



“Türkiye’nin sanat cinnetiyle kulağını kesecek bir Van Gogh’u ne zaman olacak?” Bu soruya Aktedron Fikret’i müs­tesna tutarak, “Türk aydını kesse kesse nasırını keser… O da ra­hatlamak için” diyen Sezer Tansuğ’un sözünü ettiği Aktedron Fikret, gerçek adıyla Fikret Enisi Andoğlu, Türkiye’nin ‘alaylı’ ilk ekspresyonist ressamı. Kendini hacamat etmede de Van Gogh’tan daha gözü kara biri. Çünkü o kulağını değil, hayatla ilişkisini kesmişti.

İstanbul Fatih’te, Çırçır Mahallesi’nde 1913 yılında doğdu. Ressam Cevat Dereli mahalle abisiydi. Yine ressamlardan Ali Çelebi de ahbapları arasındaydı. Resim hevesini onlardan aldı. Meşhur 1918 Fatih yangınında evleri kül olunca, Fikret Enisi, erkek kardeşleri Nimet Samimi ve Müfit Vicdani ile analarının eteğine tutuşup, Fatih’ten “gâvur mahallesi” Galata’ya göçtüler.

Enisi, Samimi ve Vicdani kardeşlerin gençliği Beyoğlu’nda sürdü. Onların arasında adlarının kafiyesinden başka hiçbir or­tak yan yön olmadı. Fikret Enisi resmi seviyordu, hayatta hiç iş tutmadı. Samimi Singer’de memurdu, 45 sene her sabah tıraş ol­du. Müfit ise evlenip evden uzaklaştı.

İşte olduğu gibi okulda da dikiş tutturamayan Fikret Enisi, Saint Benoit’yı terk edip gecelere karıştığı yıllarda (1930′lar) Beyoğlu’nun en şık giyinen züppele­rinden biriydi. Hele o bir buçuk yıl kaldığı Paris dönüşü. Hiçbir zaman para sıkıntısı çekmedi. Kumkapı’da, Kapalıçarşı’da, Ni­şantaşı’nda, Tünel’de, Gümüşsuyu’nda kira getiren mülkleri vardı. Ve Fatih’te yangın yerleri. Hayatı boyunca bir gün olsun başkası için çalışmadı, amir azarı, patron tafrası bilmedi.

İlk aşkı da bir tuhaf; arkadaşı Münir Özkul’la paylaştığı bir aşktı bu. Ferdi Tayfur’a sırılsıklam âşıktılar. Eroine bu aşkla aşı­landıkları rivayet edilir. O yıllar, malum, Pera’da eroin-kokain gani. Ancak Fikret Enisi’nin çelimsiz bedeni, alerjik bünyesi eroine karşı çok hassastı. Üçlüden ilk düşen de o oldu. Annesi onu Elmadağ’da bir garsoniyerde bulduğunda, yaşayan bir ölü gibiydi. Yüzü, gözü, ağzının içi cılk yaraydı. Koltukaltlarında, kasıklarında lenf bezleri ceviz gibi şişmiş, dışarı uğramıştı. Ne­resini kaşısa kanıyor, yaraları hiç kapanmıyordu. İkide bir kara-yeşil safra kusuyordu. Ancak haftada bir dışarı çıkabiliyordu. Sanki nezleymiş gibi burnu sürekli akıntı halindeydi. Sık sık sa­atlerce süren yıkıcı hıçkırık ve hapşırık nöbetlerine tutuluyor­du. Vücudunun bütün eklemleri sızım sızım sızladıkça şu Alemde kolunu, bacağını koyacak yer bulamıyordu.


Anası ölümün eşiğinden aldığı çocuğunu bir küfeciye yük­leyip evine taşıdı. Sonra çarşıdan bir sandık alıp içine yerleştirdi. Altına ördek verdi, başında kırk gün kırk gece tespih çekti. ‘Delirium’u geldi mi sandık takır tukur evin içinde geziyordu. Kırkıncı günün sonunda Fikret Enisi ağlaya ağlaya sandıktan çıktı. Bir daha hiç ihtiyacı olmayacak kadar çok ağladı.

Eroinin yerine başka bir şey koymalıydı. O sıralar moda bir uyarıcı vardı: Aktedron diye bir ilaç. Uzun yol şoförlerinin, im­tihana girecek öğrencilerin uyanık kalmak için takıldıkları bu ilaç, gerçekte, başarısız intiharcıları kendine getirmek, komaya girmiş hastaları ayıltmak, histeri krizleriyle oluşmuş düğümleri çözmek için kullanılıyordu. Bu ilacı Fikret çok sevmişti. Artık kabasından Aktedron şırınga ediyordu. Annesinin sandığına bir kez daha girinceye kadar da devam etti ve bu yüzden adı “Aktedron Fikret” kaldı. Sonra sonra vücudu reddetti de (1950′lerde) bunların hepsinden kurtuldu.

Eroinle mücadelesi sırasında annesinden başka elinden tu­tan biri daha vardı: gazetelere, dergilere zaman zaman sanat üzerine yazılar yazan Dr. Safder Tarim. Sahici ve samimi bir sa­natseverdi bu doktor. Sanat erbabına dar zamanlarında da yeti­şirdi. Fikret Mualla’yı ölmeye gittiği Güney Fransa’daki köyün­de ziyaret etmişti mesela. Eroinin şamar oğlanına çevirdiği Fik­ret Enisi’nin de her zaman arkasında oldu. Onu resim yapmaya özendirdi. Resmin ona iyi geldiğini ve bu hastalıklı, hiçbir işe yaramaz, üstelik bağımlı adamda bir ressamın saklı olduğunu ilk keşfeden de Safder Tarim oldu. Onu ressamlarla tanıştırdı. Resimlerini satın aldı, duvarına astı.

Aktedron Fikret mektepli olmadığı için Akademiklerin görmediği, görmezden geldiği bir ressamdı. Bu işlerden çakanlara göre o Türkiye’nin ilk dışavurumcusuydu. Akademili ekspresyonistler vardı, ama onlar, devlet tarafından gönderil­dikleri Avrupa’da, torbadan bahtlarına dışavurumcu bir hoca çıktığı için dışavurumcu olan dışavurumculardı. Körlemesine, el yordamıyla ve kendiliğinden oluşan ilk ‘Türk’ dışavurumcu ressam sayılan Fikret Emsi, resimlerinde sanal dünyasının kâbuslarını dışavuruyordu.

Şişhane’den Tünel’e tırmanırken sağda, Erkânıharp Sokağı’nın bağında balkonlu bir ev kiralamış, kapısına da “mastürbasyon garsoniyeri” yazmıştı. Bugün mülkiyeti antikacı Mustafa Kayabek’e ait olan bu evde zaman zaman Gürdal Duyar da kalırdı. Aktedron’un son ikametgâhı burasıdır.

Ferdi Tayfur, Münir Özkul, Suna Selen, Gürdal Duyar, Ömer Uluç, Safter Tarim, Nejat Harmancıoğlu, Turgut Cansever, Sabahattin Batur, Urfalı ressam Mustafa Ayataç, Aydın Emeç, Orhan Tamer, Rabia Çapa, Varlık Çapa, antika uzmanı, “Atsız yoldaşı” Mustafa Kayabek ile oğlu “Yağmur” Kayabek, Hüseyin Kocabaş, Sezer Tansuğ, Ferit Edgü, Fikret Ürgüp, antikacı Ali Kazgan, müzeci-ikoncu Şinasi Başeğilmez, gazeteci Dündar Engin, şair Suavi Koçer, Kırımlı Ameli Faik yakın çevresini oluşturuyordu.

Gün boyu bir bardak süt veya bir kazandibi ile idare edi­yordu. Salatalık, lahana, kavun, muz ve çatal çörek en sevdiği yiyeceklerdi. Limon ise adıyla cismiyle onu çılgına çevirirdi. Karşısında yendi mi düşüp bayılırdı. Öyle zayıf, öyle inceydi ki^neredeyse şeffaftı. Kulakları, burun kanatları pembeydi, ışı­ğa karşı elinin iskeleti seçilirdi. Hayatı boyunca ne piknik yaptı, ne de bir yerde çadır kurdu. Fareden de çok korkardı. Paris ma­cerası hariç tutulursa, İstanbul’u hiç terk etmedi. Askere de gitmemişti. “R” özürlüydü.

Gümüşsuyu’nda ikamet ettiği yıllar, Dolmabahçe Camii’nin yanık sesli müezzinine âşık olmuştu. Saatini sabah ezanına ayarlayıp onu dinlemeye kalkardı.

Aktedron, Ferdi Tayfur’dan sonra kısa ömürlü, ama büyük bir aşk daha yaşadı. Bu defa arkadaşının karısına âşık olmuştu. Münir Özkul ile o sıralar kavgalı olan Suna Selen’e sokak orta­sında evlenme teklif etti. “Kafa kâğıdını al, yarın Nişantaşı Evlendirme Dairesi’ne gel” dedi. Suna Selen bu teklifi kabul etti. Ama ertesi gün randevu yerinde elinde kafa kâğıdıyla boşu bo­şuna bekledi. Aktedron teklifinin bu kadar kolay ve ani olarak kabul edilmesinden korkmuş ve evlenmekten vazgeçmişti. Bu onun karşı cinsle ilişkiyi denediği ilk ve son tecrübesi oldu.

Aktedron Fikret hayatına muhteşem bir final hazırladı. Son zamanlarında bitmek bilmeyen karın ağrıları yüzünden kanser paranoyasına kapılmıştı. Geceleri uykusunda inliyordu. Hasta­lıkla cebelleştiği günlerden bir gün evi soyuldu. Bütün antika­ları çalınmıştı. Bulunamadı da. Polise de gitmedi. Çünkü polis­ten çok korkardı. Bir de “öldü sanılıp gömülmekten”. Doktoruna öldükten sonra bir de zehirlenmesini vasiyet etmişti. Bir başka takıntısı ise acısız intihardı. Birçok intihar yöntemini biz­zat sınamış, sonunda “sıcak suya yatırılıp bir güzel kabartılmış şahdamarını keserek” intihar etmenin “en acısız, hatta zevkli” yöntem olduğuna karar vermişti.

Gündelik hayatı çok monotondu. Çukurcuma’da, Kuledibi’nde birkaç antikacıya uğrar, perhiz yemeğini Lale Muhallebi­cisi’nde yer, sonra evine kapanırdı. Bir gün ortalıktan kaybol­du. Yakın çevresi meraklanmıştı. Komşularının ifadesine göre, son olarak bakkaldan bir düzine jilet alırken görülmüştü. Mus­tafa Kayabek dairenin kapısını kırdırarak içeri girdiğinde, Aktedron’u elleri ve ayakları beleklerinden, boynu gırtlağından kesilmiş, divanda gözleri açık, oturur vaziyette buldu. Kan gölünde körelmiş jiletler yüzüyordu. Yağmur cenaze muameleleri için koşturdu. Varlık ardından lokma tatlısı yaptı. 1 Nisan 1979′da Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.

"Uzun İnce Yolcular"

Crashland - New Perfume

Fountains Of Wayne - Strapped For Cash

19.09.2013

Tomorrow Will Be Another Day



Nilgün Marmara'nın Daktiloya Çekilmiş Şiirler kitabına Seyhan Erözçelik "Çocuk Hanımefendi" diye bir yazı ile şöyle başlıyordu.

"Nilgün Marmara, her şeyden önce, küçük bir çocukken, İngilizce "öğretilen", hakikaten İngilizce öğretilen bir okulda okumaya gönderildi.

Bu okula girmek zordu.

Nilgün Marmara girdi.

Çünkü zekiydi, akıllıydı. Duyarlıydı.

Çünkü geleceğin mimarları, bu okulda yetişecekti.

Bu bir "proje"dir.

Nilgün Marmara, çok iyi hocalardan ders aldı, çok iyi hocalar tarafından eğitildi. (Günümüzdeki hocalara benzemeyen hocalar.)

En iyi şairlerle arakadaşlık kurdu.

Öğrenmek istiyordu. Öğrendi. İzledi. Baktı.

Ne var ki, Nilgün Marmara, o "proje"ye inanmadı.

O, her zaman kendi yolunu seçti. Onu tercih etti.

Ha, okul arkadaşları da öyle. Aynı acıları, zevkleri, arzuları hep aynı şeyleri gördüler.

Türkiye'nin karartıldığı zamanları gördüler, geçtiler.

Sonra, şiir yazmaya başladı. İlk dönem şiirlerinde, yer yer, iyi şairlerden etkilendiği apaçık bellidir. (Bu neyi değiştirir ki?)

Ne var ki, etkilendiği şairleri, tavrıyla, duruşuyla o etkilemiştir. O, bir hanımefendidir. Çocuk Hanımefendi. Her türlü bilgiye açık. Soran, gören, sorgulayan, izleyen - gözleriyle.

İnanmayan.

Çünkü her şey yalan.

Biz, neyiz?

Hepimiz.

Hepimiziz.

Belki de, gam çekmeye feryadımız vardı...."


Bodies of Water - Open Rhythms

Widowspeak - Gun Shy

Bir Maskenin İtirafları


Neden her şey böyle yanlış bir düzen içindeydi? Çocukluğumdan beri kendime defalarca sorduğum sorular hep yenilenerek aklıma takılıyordu. Neden her şeyi bozmaya, her şeyi değiştirmeye, her şeyi geçiciliğe havale etmeye vazifelendirilmişiz böyle? Bu zevksiz görev, bütün dünyanın 'hayat' diye tanımladığı şey miydi? Yoksa bir tek bana mı zevksiz bir görev gibi geliyordu?

"Yukio Mişima"

 
Zeki Müren - Bir Yangının Külünü

Franz Ferdinand bildiğimiz havalarda




‘Franz Ferdinand’ı nasıl bilirdiniz’diye bir soru sorsam, eminim büyük bir çoğunluğun cevabı ‘iyi biliriz’ olurdu. Franz Ferdinand ile tanışmamız lise kitaplarına kadar uzanır. O kitaplarda: “Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun veliahtı Franz Ferdinand’ın bir Sırp öğrenci olan Gavrillo Prinzip tarafından öldürüldüğü” yazar. Bu suikast Birinci Dünya Savaşı’na giden süreci tetikleyen bir kıvılcım olarak tarih sayfalarındaki yerini alıyordu.


Son on yıla damgasını vurmuş son dönemlerin en sağlam gruplarından birisi olan Galli Franz Ferdinand, müzik camiasına 2004 yılında çıkardıkları debut albüm ile çok sıkı bir giriş yaptı. Özelikle bu albümden çıkan ‘Take Me Out’ şarkısı bir disko-rock marşı olarak müzik tarihine altın harflerle yazıldı. Bu noktada Franz Ferdinand insanlara gitar müziğiyle de dans edilebileceğini ispat etti. Bu ilk albüm grubun devler ligine yükselmesinde büyük bir rol oynadı. Bu albümü takip eden albümler inişli-çıkışlı bir performans göstermiş olsa da Franz Ferdinand, her albümlerinden mutlaka bir hit şarkı çıkarmayı başardı. 


Evet Oynak ritimlerin, kıvrak grubu Franz Ferdinand, ağustos sonunda yeni albümleri "Right Thoughts, Right Words, Right Action”ı sevenleriyle buluşturdu. Yine eğlenceli ritimler, yine keyif dolu dakikalar ve daha net bir sound. Albüm özünde üç ana omurgadan oluşuyor. Love Illumination, Right Action gibi bilindik Franz Ferdinand usulü gaz şarkılar. Stand On The Horizon, Brief Encounters gibi içine yeni nesil elektronik melodiler sıkıştırılmış çalışmalar ve Fresh Strawberries tarzı buram buram 70’lerin Britanya’sı kokan şarkılar. Ve bu üç omurga arasındaki kimya ise çok güzel tutturulmuş. Bu kimya sayesinde albüm baştan sona su gibi akıp gidiyor.

Bu sene Sziget Festival’inde canlı izleme fırsatı bulduğum ve sahne performansına bayıldığım Franz Ferdinand; gitarlı müziğin yapı taşlarından biri olarak, müzikal yolculuğuna görkemli bir şekilde devam ediyor. Bu keyifli albümü mutlaka dinleyin.

Franz Ferdinand - Love Illumination

Nicolas Jaar ve Darkside


Henüz 14 yaşında elektronik müzik yapmaya başlayan Nicolas Jaar, "The Student" isimli EP'sini 17 yaşındayken piyasaya sürdü. Geçtiğimiz senelerde çıkan downtempo, experimental ve deephouse sularında gezinen "Space Is Only Noise"albümü ile ne kadar yetenekli bir müzisyen olduğunu göstermişti.

Jaar, bu sefer Kasımpaşa'dan çocukluk arkadaşı gitarist Dave Harrington'la birlikte Darkside isimli bir projeye imza atıyor. Ekim ayında çıkması planlanan albüm ayın karanlık tarafına odaklanıyor. Ne diyelim karanlık tarafta bile Nicolas Jaar ve güç sizinle olsun...

18.09.2013

Öfke Şatoları


Rüzgarın müziği bir ülkeden bir ötekine taşıyabileceğini hiç düşünmemiş olmak aptalca birşey. Ufak bir-iki değişiklikten sonra, rüzgarı süzecek ve sesleri özel bir alette toplayıp herkese dinletecek değirmenler yapılabilir. Caspar'a söyledim. Ama o, değirmenlerde un yapıldığını söylüyor. Caspar'ın kafasında hiç şiir yok. iyi bir çocuk, ama şiirden tümüyle yoksun.

"Alessandro Baricco"

 
Plastic Bertrand - Ca Plane Pour Moi

Cool Song No. 2


Başı dumanlı dağlar misali, kafası hep dumanlı ikili MGMT yeni albümlerinden Cool Song No. 2 isimli şarkılarına yeni bir video çektiler. Video yine MGMT ikilisinin arıza ruh haline paralel bir seyir izlemiş. Laf aramızda grubun yeni yayınlanan albümü bana çok yavan geldi. Nerede o ilk albümün tadı-tuzu.

Just Like Honey



Bizi severken devletten bir farkları yoktu...


The Jesus & Mary Chain - Just Like Honey

Yuck ”Middle Sea”


İngilizlerin fuzz-rock grubu Yuck, Ekim ayında yayınlayacakları 'Glow & Behold' albümünden “Middle Sea” parçasına çektikleri klibi sevenleri ile paylaştı. 

17.09.2013

Yeni Beck şarkısı


10 parmağında 10 marifetlik özelliğiyle matematiğe ters takla attıran Beck 'Gimme' isimli yeni bir şarkı yayınladı. Keyifli dinlemeler...

 Beck - Gimme

Gülerler Bize


Yaklaşık beş yıl önce tamamen analog sound sistemiyle kaydettiği ve Chop Music etiketi ile yayınladığı 'Sailors' albümüyle dikkatleri üzerine çeken Umut Adan, İtalya'da üniversite eğitimini sürdürürken indie etkisi altında başladığı müzik hayatına analog kayıt dünyasını benimseyerek devam etti. 2010 yılında yayınladığı 'Gülerler Bize' adlı 45'lik, kurallara adapte olma becerisinin yoksunluğu ve öteleşme üzerine kurgulanmıştı. Saykodelik geleneğin seslerini kusursuz bir şekilde üretebilmek için kayıtlar sırasında 1968 yılından sonra üretilmiş hiçbir enstrüman ya da mikrafon kullanılmadı. Şarkı The Wire tarafından övgüyle karşılandı. Umut Adan, bu sene  Rock'n Coke Keşif sahnesinde yer aldı.

Umut Adan - Gülerler Bize

Savaşın amacı


Savaşın başlıca amacı, her türlü direnişi yok etmenin yanı sıra, her alanı sömürgeleştirmek ve evcilleştirmektir. Çoğrafi ve zihni her alanı...

"Jean Baudrillard"

 
Edwin Starr - War

Chromeo beyaz kadınlar için söylüyor


Tellioğlu ve Seferoğlu ailelerinin aykırı bireyleri, süt kardeşler Chromeo ikilisi yeni albüm çıkaracaklar kervanına katılıyor. White Women ismini taşıyan albümün giriş kısmında Tosun Paşa için bir teşekkür konuşması bulunuyor. Özetle; bildiğimiz Chromeo oyun havaları. Keyifli...

Babyshambles - Sequel To The Prequel


TSE (Türk Standartları Enstitüsü) tarafından tescillenmiş İngiliz serseri ekolünün baştacı Pete Doherty ve saz arkadaşlarının grubu Babyshambles, uzun bir sürenin ardından 'Sequel To The Prequel' isimli yeni albümlerini çıkardılar. Sevelim sevmeyelim ama Pete Doherty çağımızın en özgün şarkı sözü yazarlarından birisi. Bu özelliği yeni albümün tamamında hissediliyor. Albümü dinlemeye başladığınız andan itibaren tanıdık sesler sizi yalnız bırakmıyor. Bir taraftan Osasis, bir yanda Pulp ve Blur. Kısaca albüm buram buram Britanya havası kokuyor. O özlediğimi saf brit-pop ruhu.

Pete Doherty hastası bir tanıdığım vardı. Eleman İngiltere'de bir Babyshambles konserine gidiyor ve gizlice kulise sızıp Pete Doherty'e 'oğlum sen serserinin önde gideni bir manyaksın' falan diyor. Sonrasında beraber biraları götürüyorlar. Hayatının bir dönemini hapishane ve rehabilitasyon merkezlerinde geçirmiş bir serseriden hayata dair mektuplar. Kesinlikle dinlenmeyi hakediyor.

Babyshambles - Nothing Comes To Nothing

Lose Yourself to Dance


Farkındayım artık Daft Punk haberi duymaktan yorulduk. Ama gün geçmiyor ki yeni bir Daft Punk haberi eksik olsun. Random Access Memories albümünün yayınlamasından bu yana video işine yanaşmayan Daft Punk sonunda 'Lose Yourself to Dance' için bir video hazırladı. Video 'disko topu yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu da sinek kapmış, gördün mü? Amanın' temasına odaklanmış.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...